ENFLASYONUN RAKAMI VAR, HALKIN SABRI KALDI MI?
Enflasyon istatistiklerde ölçülür, yoksulluk hayatın içinde yaşanır. Bir ülkenin ekonomik başarısı, halkın sofrasına ne kadar yansıyorsa o kadar gerçektir!
Bir ülkede ekonominin nasıl yönetildiğini anlamak için bazen uzun raporlara, karmaşık tablolara, ekonomi profesörlerinin açıklamalarına ihtiyaç yoktur.
Bir pazara gitmek yeterlidir.
Bir emeklinin alışveriş torbasına, bir öğrencinin boş cüzdanına, bir işçinin ay sonunu getirmek için yaptığı hesaba bakmak yeterlidir.
Çünkü ekonomi yalnızca rakamlardan oluşmaz. O rakamların altında yaşayan insanlar vardır!
Ekim ayı enflasyon verileri açıklandı. Yıllık enflasyon yaklaşık yüzde 30. Gıda, barınma ve eğitim harcamaları halkın bütçesini zorlamaya devam ediyor.
İktidarın ekonomi politikalarını savunanlar fiyat artış hızındaki yavaşlamayı başarı olarak değerlendirebilir. Ancak burada önemli bir ayrım var:
Enflasyonun düşmesi, fiyatların düşmesi değildir!
Dün yüz liraya aldığınız ürün bugün yüz otuz liraysa, gelecek yıl yüz kırk liraya çıkması enflasyonun yavaşladığını gösterebilir. Ama sizin hayatınız ucuzlamış olmaz.
Üstelik maaşınız aynı hızda artmıyorsa daha da yoksullaşırsınız.
Asıl mesele budur!
Ekonomist Amartya Sen, kalkınmayı yalnızca gelir artışıyla değil, insanların gerçek yaşam olanaklarıyla ilişkilendirir.
Öyleyse soralım:
Çocuğunu istediği okulda okutamayan, kirasını ödemekte zorlanan, sağlıklı beslenmekten vazgeçen, tatili artık hayal bile edemeyen bir insan için ekonomik büyümenin anlamı nedir?
Bir ülkenin ekonomisi büyürken halkın hayatı küçülüyorsa, büyüyen şeyin kime ait olduğunu sorgulamak gerekir!
AKP iktidarının ekonomi yönetimi tam da bu soruyla karşı karşıyadır.
Enflasyonla mücadele gereklidir. Fiyat istikrarı sağlanmadan kalıcı refah üretmek güçtür. Ancak mücadelenin maliyeti toplumun bütün kesimlerine eşit dağılmıyorsa, ekonomik tercihlerin adalet boyutu da tartışılmalıdır.
Burada CHP’ye de sorumluluk düşüyor.
Yalnızca iktidarın yanlışlarını saymak yeterli değildir. Halk, hangi vergi düzeniyle, hangi ücret politikasıyla, hangi sosyal konut ve kamusal hizmet programıyla daha iyi yaşayacağını bilmek ister.
Sosyal demokrasi, yoksulluğu yalnızca eleştirmek değil; onu azaltacak somut bir düzen önermektir!
Çünkü ekonomik adalet, büyümeden pay alamayanlara sabır tavsiye etmekle kurulmaz.
Bugün milyonlarca insan için mesele gelecek yılın büyüme tahmini değil, gelecek ayın kirasıdır.
Mesele bütçe dengesi kadar mutfaktaki dengedir.
Mesele istatistiklerdeki iyileşmenin ne zaman hayatlarına ulaşacağıdır.
Ve artık şu soruyu sormanın zamanıdır:
Halk sürekli kemer sıkarken, bu kemerin neden hep aynı insanların belinde daraldığını kim açıklayacak?
Unutmayın: Enflasyonun rakamı değişebilir. Ama halkın sofrasındaki eksik, istatistiklerle tamamlanmaz!
Hakan URUN
4 Kasım 2026





