SOKAĞIN HAFIZASI — 1
BİR SANDALYE DE KAPININ ÖNÜNE
Bir zamanlar kapının önüne sandalye çıkarılırdı.
Akşam serinliğinde biri oturur, biraz sonra yanına bir başkası gelirdi. Çay içeriden gelir, sohbet sokaktan bulunurdu. Eve ekmek götüren durur, işten dönen başıyla selam verirdi. Birinin yüzü asıksa, “Hayırdır?” diye soracak biri çıkardı.
Elbette her kapının önü huzurlu değildi. Mahallenin merakı bazen insanın hayatına fazla sokulur, komşuluğun gölgesi özellikle kadınların, gençlerin üzerine ağır düşerdi. Yoksulluk da vardı, dedikodu da. Yine de o sandalyede, başkasına yer açmayı bilen bir tarafımız oturuyordu.
Şimdi apartman girişlerinde saksılar, kameralar, şifreli kapılar var. Oturacak yer pek yok.
Bir komşunun taşındığını nakliye aracından, hastalandığını kapıya gelen ambulanstan öğreniyoruz. Aynı asansörde katlar boyunca birlikte yükseliyor, birbirimizin hayatından habersiz iniyoruz. Bazen bir “Günaydın”, kapı açılana kadar elimizde kalıyor.
Buna alıştık.
Asıl ürkütücü olan da alışmak. Üst kattaki yaşlı adamın birkaç gündür görünmediğini fark etmemeye, karşı dairedeki çocuğun adını bilmemeye, apartmanı temizleyen kadının yorgunluğunu yalnızca paspasın bıraktığı izden değerlendirmeye…
Şehir, insana her gün biraz daha acele etmeyi öğretiyor. Servise yetiş, siparişi teslim et, kirayı tamamla, çocuğu okuldan al. Bir kurye kapımızı çalıyor; yüzüne bakmadan paketi alıyor, uygulamadan hızını puanlıyoruz. Kapıyı kapatınca onun sokağı devam ediyor.
Sonra akşam oluyor. Telefon ekranında yüzlerce insan beliriyor. İçlerinden birine “Bugün iyi değilim” yazmak için uzun uzun düşünüyoruz.
Bu yalnızlıkta geçim derdinin de payı var. İkinci işten dönenin sohbete gücü kalmıyor. Kirasını ödeyemediği evden ayrılan, yıllardır tanıdığı bakkalı, komşuyu, sokağın seslerini de geride bırakıyor. Bir binanın yıkılıp yeniden yapılmasıyla yalnızca daireler değişmiyor; kimi zaman birbirini kollayan insanlar da şehrin dört yanına dağılıyor.
Bu yüzden komşuluğu sadece insanların iyiliğine bırakamayız. Soluklanacak bankı, çocukların oynayacak alanı, yaşlıların yürüyebileceği kaldırımı olmayan sokakta karşılaşmalar da eksiliyor. Bir çay içmek için para harcamak zorunda kaldığımız şehirde, parasızlığımıza yalnızlık ekleniyor.
Kapının önüne bir sandalye çıkarmayı düşünüyorum.
Belki ilk gün kimse oturmaz. Biri şaşırır, biri aceleyle geçer. Sonra bir komşu durur; hava hakkında konuşuruz. Ertesi gün adını öğrenirim. Bir gün elindeki torbayı taşırım, başka bir gün o benim çocuğumu sorar.
Dünya bir anda düzelmez. Ama aynı sokakta yaşayan iki insan, birbirinin hayatında bir yer edinir.
Belki başlangıç için şunu söylemek yeter:
“Bir sandalye daha getireyim, ayakta kalma.”
Hakan URUN
31 Ekim 2026





