EY CUMHURİYET! SEN HÂLÂ BİR ÇOCUKSUN…
Ey Cumhuriyet!
Sen hâlâ bir çocuksun…
Sadece 104 yaşına geldin.
Daha yolun çok başındasın.
Daha önümüzde birlikte kutlayacağımız nice 29 Ekimler var.
Daha çok bayrak dalgalandıracağız.
Daha çok marş söyleyeceğiz.
Daha çok çocuk senin aydınlığında büyüyecek.
Daha çok insan senin sayesinde özgürlüğün, eşitliğin ve yurttaşlığın ne demek olduğunu öğrenecek.
Daha çok mücadele edeceğiz.
Daha çok yanlışla hesaplaşacağız.
Ama sonunda yine aynı yerde buluşacağız:
Cumhuriyetin aydınlığında…
Çünkü biz;
ne senden vazgeçeriz,
ne de senden bize kalan eserinden.
CUMHURİYET SADECE BİR YÖNETİM BİÇİMİ DEĞİLDİR
Cumhuriyet…
Bu topraklarda yalnızca bir yönetim biçiminin adı değildir.
Bir zihniyet devrimidir.
Bir milletin kendi kaderine sahip çıkmasıdır.
Kul olmaktan yurttaş olmaya geçiştir.
Bir kişinin iradesinin yerine millet iradesini koymaktır.
İnsanı merkeze almaktır.
Cumhuriyet;
“Ben kul değilim, yurttaşım.”
diyebilme cesaretidir.
“Benim de sözüm var.”
diyebilmektir.
“Kanun karşısında herkes eşittir.”
diyebilmektir.
“Düşündüğüm için suçlu değilim.”
diyebilmektir.
İşte Cumhuriyet budur.
AKIL, BİLİM VE AYDINLANMA
Bu Cumhuriyet;
akıl ve bilimle kuruldu.
Kurucu irade, yıkılmış bir imparatorluğun enkazından yeni bir devlet çıkarırken yalnızca sınırları çizmedi.
Bir milletin zihnini değiştirmeye çalıştı.
Cehaletin karşısına eğitimi koydu.
Dogmanın karşısına aklı koydu.
Karanlığın karşısına aydınlanmayı koydu.
Teslimiyetin karşısına özgüveni koydu.
Kulluğun karşısına yurttaşlığı koydu.
Kadını toplumun dışına iten anlayışın karşısına eşit yurttaşlığı koydu.
Çünkü Cumhuriyetin kurucuları biliyordu:
Akıldan uzaklaşan toplum ilerleyemez.
Bilimden uzaklaşan toplum gelişemez.
Özgür düşünceden korkan toplum çağdaşlaşamaz.
Eğitimi ihmal eden toplum geleceğini başkalarının eline bırakır.
Bugün de değişen hiçbir şey yok.
Teknoloji değişti.
Dünya değişti.
İletişim değişti.
Ekonomi değişti.
Yapay zekâ hayatın her alanına girdi.
Ama bir ülkenin geleceğini belirleyen temel mesele hâlâ aynı:
Akıl ve bilim.
Akılsızlıkla medeniyet kurulmaz.
Bilimden uzaklaşarak güçlü devlet olunmaz.
Eğitimi ihmal ederek çağdaş toplum olunmaz.
Özgür düşünceyi boğarak yenilik üretilemez.
Çünkü dünya beklemiyor.
Bilim ilerliyor.
Teknoloji değişiyor.
Üretim biçimleri dönüşüyor.
Enerji, savunma, eğitim ve ekonomi yeniden şekilleniyor.
Böyle bir dünyada dogmalarla, hurafelerle, kişisel bağlılıklarla ve “Ben bilirim” anlayışıyla geleceği kuramazsınız.
Akıl sorgular.
Bilim kanıtlar.
Toplum değişir.
Değişime direnenler ise sonunda tarihin gerisinde kalır.
ATATÜRK'Ü UNUTMADIK!
29 Ekim 1933…
Cumhuriyetin 10. yılı.
Mustafa Kemal Atatürk, geleceğe dair büyük bir inançla konuşuyor.
Türk milletinin unutulmuş büyük medeni özelliğinin ve medeni yeteneğinin, geleceğin yükselen medeniyet ufkunda bir güneş gibi doğacağına inanıyor.
Ve biz bugün o sözlere baktığımızda yalnızca bir tarih okumuyoruz.
Kendimize bir görev hatırlatıyoruz.
Çünkü Atatürk'ü hatırlamak;
yalnızca fotoğrafını duvara asmak değildir.
Adını meydanlara vermek değildir.
Anıtının önüne çelenk bırakmak değildir.
Bir günlüğüne bayrak taşımak hiç değildir.
Atatürk'ü anlamak;
aklı savunmaktır.
Bilimi savunmaktır.
Laikliği savunmaktır.
Hukukun üstünlüğünü savunmaktır.
Eğitimi savunmaktır.
Kadının eşit yurttaşlığını savunmaktır.
Çocuğun geleceğini savunmaktır.
Düşünce özgürlüğünü savunmaktır.
Ve gerektiğinde kendi yanlışımızı bile sorgulayabilmektir.
Atatürk'ün en büyük mirası;
sorgulayan, düşünen, üreten ve özgür insan yetiştirme ülküsüdür.
“BENİ HATIRLAYINIZ”
Atatürk, 1933'te geleceğe seslenirken bizlere yalnızca geçmişi emanet etmedi.
Bir hedef bıraktı.
Bir yön bıraktı.
Bir medeniyet ülküsü bıraktı.
Ve bugün onun sözlerini hatırlarken şunu söylemek gerekir:
Unutmadık ki!
Unutmadık.
Ama yalnızca hatırlamak da yetmez.
Çünkü bir emaneti korumak, onun adını anmaktan çok daha büyük bir sorumluluktur.
Cumhuriyetin emaneti;
özgürlüktür.
eşitliktir.
adalettir.
laikliktir.
bilimdir.
akıldır.
yurttaşlıktır.
Bunlardan birini eksilttiğinizde Cumhuriyetin ruhundan da bir parça eksiltirsiniz.
CUMHURİYET HİÇ KİMSENİN TAPULU MALI DEĞİLDİR
Bunu özellikle söylemek gerekiyor:
Cumhuriyet hiçbir siyasi partinin tapulu malı değildir.
Hiçbir liderin şahsi mülkü değildir.
Hiçbir grubun, cemaatin, zümrenin veya siyasi kadronun tekelinde değildir.
Cumhuriyet;
hepimizindir.
Sağın da…
Solun da…
Muhafazakârın da…
Sosyal demokratın da…
Milliyetçinin de…
Farklı düşünen herkesin de…
Çünkü Cumhuriyetin temelinde siyasi görüşlerden önce yurttaşlık vardır.
Bu yüzden Cumhuriyet adına konuşup Cumhuriyetin temel değerlerini çiğnemek mümkün değildir.
İnsanları düşüncesinden dolayı susturup Cumhuriyetten söz edemezsiniz.
Eleştiriyi düşmanlık sayıp Cumhuriyetten söz edemezsiniz.
Hukuku kişiye göre değiştirip Cumhuriyetten söz edemezsiniz.
Bilimi küçümseyip Cumhuriyetten söz edemezsiniz.
Kadını ikinci sınıf yurttaş görüp Cumhuriyetten söz edemezsiniz.
Özgürlüğü bir lütuf gibi sunup Cumhuriyetten söz edemezsiniz.
Çünkü Cumhuriyetin özü;
insanın değeridir.
CUMHURİYET BİR AYDINLANMA PROJESİDİR
Cumhuriyet, bu toprakların en büyük aydınlanma projesidir.
Bir milletin;
“Böyle gelmiş, böyle gider.”
demeyi bırakıp,
“Daha iyisi mümkün.”
demesidir.
Karanlığa teslim olmamaktır.
Sorular sormaktır.
Sorgulamaktır.
Öğrenmektir.
Eleştirmektir.
Üretmektir.
Yanlışını kabul edebilmektir.
Başkasının doğrusuna körü körüne teslim olmamaktır.
İşte gerçek aydınlanma budur.
Bu nedenle Cumhuriyetin karşısındaki tehlike yalnızca dışarıdaki düşman değildir.
Cehalet de düşmandır.
Bilim düşmanlığı da…
Akıl düşmanlığı da…
Dogmatizm de…
Korku siyaseti de…
Ayrımcılık da…
Eşitsizlik de…
Kişiye biat kültürü de…
“Ben ne dersem o olur.” anlayışı da…
Çünkü Cumhuriyetin karşısındaki en büyük tehlikelerden biri, yurttaşın yeniden kul haline getirilmesidir.
EFENDİ! CUMHURİYET DİYORUM…
Cumhuriyet diyorum…
Senin biricik vazifen bu:
Onu ilelebet payidar kılmak.
Ama bunun yolu yalnızca 29 Ekim'de bayrak asmaktan geçmiyor.
Cumhuriyet;
insanı eşit görmekle başlıyor.
Özgürlüğü lütuf olarak değil, hak olarak görmekle devam ediyor.
Kadını ikinci sınıf yurttaş görmemekle güçleniyor.
Çocuğa sorgulamayı öğretmekle büyüyor.
Bilim insanına değer vermekle ilerliyor.
Hukuku herkese eşit uygulamakla korunuyor.
Eleştiren insanı düşman ilan etmemekle olgunlaşıyor.
Farklı düşünen insanlarla aynı ülkenin yurttaşları olarak yaşayabilmekle gerçek anlamına kavuşuyor.
İnsan eşitliğine inanmayanın…
Özgürlüğü lütuf diye sunanın…
Kardeşlikten nasibi olmayanın…
Aydınlanmadan korkanın…
Bilimden kaçanın…
Cumhuriyet anlayışı eksiktir.
DIŞARIDA DÜŞMANLAR OLACAKTIR
Elbette Cumhuriyetin düşmanları olacaktır.
Her çağda olacaktır.
Her dönemde olacaktır.
Çünkü özgür insanlardan korkanlar vardır.
Eşit yurttaşlardan rahatsız olanlar vardır.
Bilimden korkanlar vardır.
Sorgulayan akıldan hoşlanmayanlar vardır.
Ama Cumhuriyetin gücü tam da burada ortaya çıkar.
Çünkü Cumhuriyet;
bir kişinin iradesine değil, milletin iradesine dayanır.
Bir zümrenin ayrıcalığına değil, yurttaşların eşitliğine dayanır.
Korkuya değil, özgürlüğe dayanır.
Dogmaya değil, akla dayanır.
Cehalete değil, bilime dayanır.
Bu nedenle Cumhuriyeti kendi siyasi çıkarının aracına dönüştürmek isteyenlere de söyleyecek sözümüz vardır:
Cumhuriyet sizin siyasi mülkünüz değildir.
Onu istediğiniz gibi eğip bükemezsiniz.
Bugün işinize geldiği için sahiplenip yarın işinize gelmediği için kenara itemezsiniz.
Cumhuriyet;
kişilere göre değil, ilkelere göre yaşar.
BOŞUNA UĞRAŞMAYIN!
Cumhuriyetin önünde elbette zorluklar olacaktır.
Dışarıda düşmanları olabilir.
İçeride yanlış anlayanları olabilir.
Onu kendi çıkarına göre yorumlamak isteyenler olabilir.
Kendi siyasi hesaplarının içine sıkıştırmak isteyenler olabilir.
Ama boşuna uğraşmayın.
Çünkü Cumhuriyetin gerçek gücü;
milletin vicdanında, aklında ve hafızasındadır.
Bu ülkenin insanı gerektiğinde yanlışını görür.
Gerektiğinde hesabını sorar.
Gerektiğinde yeniden ayağa kalkar.
Ve gerektiğinde Cumhuriyetin temel değerlerini yeniden savunur.
Çünkü Cumhuriyet bir bina değildir.
Bir tabela değildir.
Bir slogan değildir.
Bir tören değildir.
Cumhuriyet bir fikirdir.
Ve fikirler;
onları savunan insanlar olduğu sürece yaşamaya devam eder.
EY CUMHURİYET!
Sen hâlâ bir çocuksun.
Sadece 104 yaşına geldin.
Henüz yolun başındasın.
Daha çok 29 Ekim göreceğiz birlikte.
Daha çok bayrak dalgalandıracağız.
Daha çok çocuk okutacağız.
Daha çok bilim üreteceğiz.
Daha çok özgürlük isteyeceğiz.
Daha çok adalet arayacağız.
Daha çok kardeşlik kuracağız.
Ve daha çok mücadele edeceğiz.
Çünkü senden vazgeçmeyeceğiz.
Ne senden vazgeçeriz,
ne de senden bize kalan eserinden.
Sen bu ülkenin yalnızca geçmişi değilsin.
Sen Türkiye'nin geleceğisin.
Ve biz biliyoruz:
Akılsızlıkla hiçbir medeniyet kurulmaz.
Bilimden uzaklaşarak hiçbir toplum ilerleyemez.
Özgürlük olmadan Cumhuriyet yaşayamaz.
Eşitlik olmadan Cumhuriyet anlamını yitirir.
Adalet olmadan Cumhuriyetin vicdanı susar.
Bu nedenle Cumhuriyet;
akıl ile,
bilim ile,
özgürlük ile,
eşitlik ile,
adalet ile
ve kardeşlik ile yaşayacaktır.
BOŞUNA UĞRAŞMAYIN!
Türkiye Cumhuriyeti;
bütün eksikleriyle,
bütün sorunlarıyla,
bütün mücadeleleriyle,
bütün tartışmalarıyla,
ama en önemlisi milletin iradesiyle yaşamaya devam edecektir.
Dışarıdan gelen tehditlere karşı da…
İçeride Cumhuriyetin değerlerini aşındırmak isteyen anlayışlara karşı da…
Onu kişisel iktidarların aracına dönüştürmek isteyenlere karşı da…
Cumhuriyetin savunucuları olacaktır.
Çünkü bu topraklarda Cumhuriyet yalnızca bir tarih değildir.
Bir gelecek iddiasıdır.
Bir medeniyet iddiasıdır.
Bir özgürlük iddiasıdır.
Bir insanlık iddiasıdır.
Ve biz o iddiadan vazgeçmeyeceğiz.
29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN.
Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.
🇹🇷
NE MUTLU CUMHURİYET'E!
NE MUTLU ONU YAŞATMAK İÇİN MÜCADELE EDENLERE!
NE MUTLU AKLI, BİLİMİ, ÖZGÜRLÜĞÜ VE EŞİTLİĞİ SAVUNANLARA!
CUMHURİYETİMİZ İLELEBET PAYİDAR KALACAKTIR.
BOŞUNA UĞRAŞMAYIN!





