İZVERİ

Köşe yazısı

GÖRMEK İSTEDİĞİNİ GÖRMEK DE KÖRLÜK!

Hatta sanrı! Gerçeklerden kopuk analizler, medya ekranlarında arzıendam ediyor. Herkes kendi meşrebince bir yelken açmış, rüzgârı arkasına aldığını sanarak yol alıyor. Ne var ki…

Yayınlandı: 17 Ekim 2026 13:20

Paylaş

Hatta sanrı!

Gerçeklerden kopuk analizler, medya ekranlarında arzıendam ediyor. Herkes kendi meşrebince bir yelken açmış, rüzgârı arkasına aldığını sanarak yol alıyor. Ne var ki sahadaki vaziyetten bihaber!

Muhalefet, “Aç vatandaş!” diyor. Peki, sadece çöp toplayanlar arasından bir cumhurbaşkanı seçilecek olsa, acaba kim kazanır? Mesela!

Demek ki mesele yalnızca açlık değil. Eksik olan bir nokta, hatta noktalar var. Seçmenin davranışını yalnızca ekonomik göstergelerle açıklamaya çalışmak, gerçeğin bir kısmını görüp tamamını gördüğünü sanmaktır.

Tarım bitti, diyor muhalefet. Peki, kırsal bölgelerde en yüksek oy oranlarına ulaşan siyasi blok neden Cumhur İttifakı?

Bu tablo, tarımın bitmediğini veya herkesin mevcut süreçten memnun olduğunu mu gösterir? Elbette hayır! Fakat ortada açıklanması gereken bir siyasi gerçek var.

Tarımdaki sorunları sıralamak başka, o sorunları yaşayan seçmenin neden size değil de rakibinize oy verdiğini anlamak başkadır.

Asıl mesele tam da burada başlıyor!

“Bana niye oy vermiyor bu kesim?” diye merak etmek, tasalanmak ve seçmenle sahici bir bağ kurmaya çalışmak yerine parmak sallamak, sıkışınca da “Kendisi bilir!” diyerek rahatlamak…

Yıllardır tekrarlanan bir rahatlama ritüeli!

Aynı nakarat, anlat anlat!

Oysa seçmen, kendisine kızıldığı için değil; anlaşılmadığı, ikna edilmediği veya başka bir siyasi tercihi daha anlamlı bulduğu için de oy vermiyor olabilir. Bunu anlamak için seçmeni suçlamak değil, kendini sorgulamak gerekir.

Siyasette seçmeni küçümsemek kolay, seçmenin güvenini kazanmak zordur!

Kılpayı kaybedilen yarıştan çıkarılamayan dersler

Her şey tam kıvamına gelmişken 2023 seçimlerinde kılpayı kaybedilen yarış ve ardından gelişen hadiseler…

Altılı Masa fikri, helalleşme çağrısı ve Halil İbrahim Sofrası yaklaşımı, 2023 seçimlerinde belli ölçüde karşılık bulmuştu. Farklı siyasi gelenekleri aynı hedef etrafında buluşturma arayışı, CHP'nin kendi seçmen tabanını aşabilecek bir siyaset geliştirmesinin mümkün olduğunu göstermişti.

CHP'nin oy oranının yaklaşık yüzde 25 seviyesinde olduğu bir tabloda, yüzde 48'e yaklaşan cumhurbaşkanlığı yarışı elbette üzerinde düşünülmesi gereken bir sonuçtu. Bu başarıda farklı seçmen gruplarının desteğinin ve ittifak siyasetinin rolünü görmezden gelmek mümkün mü?

Ne yazık ki bu tecrübenin hem CHP hem de İYİ Parti kamuoyunda yeterince sağlıklı değerlendirildiğini söylemek güç.

Üstelik 2024 yerel seçimlerine giden süreçte İYİ Parti içerisindeki ittifaktan ayrılma yönündeki irade, partinin kendi başına seçimlere girme tercihi ve sonrasında yaşanan gelişmeler…

Meral Akşener'in istifasıyla sonuçlanan sürecin ardından şu soruyu sormak gerekmez mi?

İttifaktan ayrılmanın oyların konsolidasyonu üzerindeki muhtemel etkileri yeterince hesaplandı mı? İYİ Parti Merkez Yönetim Kurulu, alınan kararların sonuçlarını kendi içinde bütün yönleriyle değerlendirdi mi?

Bunları tartışmak yerine bütün faturayı en tepeye kesmek elbette kolaydır.

Bugün Genel Başkan Müsavat Dervişoğlu'nun yoğun çabası da ortada. Ancak mesele yalnızca genel başkanın gayreti değildir. Ekip meselesidir, ortak hedef meselesidir, siyasi iradenin teşkilatlara aynı heyecanla yansıtılması meselesidir.

Genel başkanın taşıdığı heyecanı ekibin tamamı taşımıyorsa orada yalnızca bir koordinasyon sorunu değil, bir siyaset üretme sorunu da vardır.

Başkan için politika, başkana rağmen siyaset!

Benzer bir tablo CHP'de ve Yeni Parti'de de farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor.

Her kafadan ayrı bir sesin yükseldiği, ortak siyasi hedefin yerini kişisel hesapların alabildiği bir zeminde; genel başkana rağmen genel başkan adına politika üretme mahareti sergileniyor!

Adeta muhalefet sahasında, "başkan için başkana rağmen/ başkana karşı" politik duruşun doktorası veriliyor!

Aynı hedef ve aynı istikamet üzerinde buluşamıyor kimse, herkes kendince kurt ve kendi haricî kuzu!

Sonra da bu kaygan zemindeki aracın son sürat ilerlemesi bekleniyor!

Fizik kurallarına aykırı bir durumun siyasette de başarı üretmesini beklemek, olsa olsa siyasi bir sanrıdır.

Çünkü siyaset, yalnızca doğru sözler söylemekten ibaret değildir. Doğru sözleri doğru zamanda, doğru kadrolarla, ortak bir strateji çerçevesinde ve seçmenin anlayacağı bir dille söyleyebilmektir.

Birbirine rakip gündemlerle hareket eden kadroların aynı hedefe ulaşmasını beklemek, siyasetin tabiatını görmezden gelmektir.

Üç noktayı birleştiren kazanır!

Üç noktanın daha hızlı birleştiği geometrik gerçeğini bugün Cumhur İttifakı siyasi pratiğine başarıyla yansıtıyor: İktidarın sağladığı koordinasyon, ittifak disiplini ve ortak siyasi söylem.

Muhalefette ise Sayın Kılıçdaroğlu sonrasındaki dönemde ortak hareket kabiliyetinin ciddi biçimde sınandığı bir tablo var.

Elbette ittifak disiplini her sorunu çözmez; tek başına seçim kazandırmaz. Fakat ortak hedefi, tutarlı söylemi ve koordineli hareketi olmayan bir muhalefetin iktidar karşısında avantaj sağlaması da kolay değildir.

Bir tarafta kendi içinde bütünlüğünü korumaya çalışan, ortak siyasi hedef etrafında kenetlenmiş bir iktidar ittifakı…

Diğer tarafta kendi içinde dahi fikrî birliğini tesis etmekte zorlanan, zaman zaman birbirinin siyasetini boşa düşüren bir muhalefet!

Böyle bir yarışın sonucunu tahmin etmek için kâhin olmaya gerek var mı?

Asıl üzerinde durulması gereken, muhalefetin neden bu duruma düştüğü ve bu tablodan nasıl çıkabileceğidir.

Çünkü seçimler yalnızca rakibin yanlışları üzerinden kazanılmaz. Kendi doğrularınızı topluma anlatabildiğiniz, seçmenin beklentilerini anlayabildiğiniz ve farklı kesimleri ortak bir hedefte buluşturabildiğiniz ölçüde kazanılır.

Gerçeği görmek mi, görmek istediğine inanmak mı?

Muhalefetin temel açmazlarından biri, kendi siyasi kabullerini toplumsal gerçekliğin yerine koymasıdır.

Seçmenin ekonomik sıkıntı yaşadığını görmek, onun mutlaka muhalefete oy vereceği anlamına gelmez.

Kırsalda tarımsal sorunların bulunduğunu tespit etmek, kırsal seçmenin siyasi tercihini kendiliğinden açıklamaz.

İktidarın yanlışlarını sıralamak da muhalefetin doğru bir alternatif oluşturduğunu ispatlamaz.

Bütün bunların arasında seçmenin aidiyetleri, güven duygusu, beklentileri, kimlik algısı, liderlik değerlendirmesi ve geleceğe ilişkin tasavvuru vardır.

İşte siyasetin gerçek laboratuvarı burasıdır!

Seçmeni anlamak yerine ona ne düşünmesi gerektiğini söyleyenler, kendi analizlerine mahkûm olur.

Kendi çevresinin alkışını toplumun tamamının desteği sananlar, sandık sonuçları karşısında şaşkınlığa düşer.

Ardından da suçu seçmende, medyada, teşkilatta veya genel başkanda aramaya başlarlar.

Oysa insan bazen en büyük yanılgıyı, kendisini haklı çıkaran delillere sarılarak yaşar.

Görmek istediğini görür, duymak istediğini duyar ve sonunda kendi kurduğu dünyanın gerçek olduğuna inanır.

Bu, yalnızca bir analiz hatası değildir.

Hatta sanrıdır!

Ve siyasette bu sanrının bedelini yalnızca siyasetçiler değil, temsil edilmeyi bekleyen milyonlarca insan öder.

Çünkü sebep aramaya gerek bırakmayan sonuçlar vardır. Yeter ki insan, o sonucu doğuran sebeplere bakacak cesareti gösterebilsin.

Sonuç ortada!

Numan CENGİZ

Araştırmacı İlahiyatçı Yazar

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

5 dk