Yüzleşmeden kaçan hesap veremez!
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun Azerbaycan yönetimine verdiği mesaj çok önemli, anlamlı ve yerinde!
Bu mesaj, aynı zamanda Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve onun şahsında Türk solunun neden arzu edilen başarıyı bir türlü yakalayamadığının izahı, hatta bir bakıma itirafı niteliğinde!
Kendisinin hem SGK genel müdürlüğü hem de CHP genel başkanlığı döneminde, başörtüsü üzerinden mağduriyetler yaratmamak adına makul hamlelerle hareket ettiğini bizzat işitmiş ve tanık olmuş biri olarak, bir ilahiyatçı kimliğiyle neden Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy verdiğimin cevabı işte tam da burada yatıyor!
Hem çevremden hem akrabalarımdan bana çok soruldu:
“Ne var şu Kılıçdaroğlu’nda?”
İşte bu var!
İnsanlık, anlayış, hoşgörü ve samimiyet…
Daha ne olsun?
Yetmez mi?
Elbette herkes benim gibi düşünmek zorunda değil. Ancak asıl mesele, farklı düşünenlerin birbirini anlayabilmesi, önyargılarını sorgulayabilmesi ve toplumsal meseleleri hamasetin ötesinde değerlendirebilmesidir.
Ne yazık ki sloganlarla örülmüş bir siyaset ve yaşam kültürünün esiri olmuş durumdayız. Daha da acısı, solda da durum üç aşağı beş yukarı aynı!
Sayın Kılıçdaroğlu’nun bu konudaki hassasiyetine sahip olmayan, özellikle Parti Meclisi ve teşkilatlar düzeyinde konuyu hâlâ ideolojik ezberlerle değerlendiren bir kadro gerçeğiyle karşı karşıyayız.
Başörtüsü takan da takmayan da artık bu mesele üzerinden siyaset üretmekten vazgeçsin arkadaş!
Kadınların üzerinden slogan üretip siyasi alanı germenin kimseye faydası yok. Bu sözlerime alınan olursa alınsın; hem sağa hem de sola söylüyorum!
Koskoca İslam dini bir başörtüsüne mi endekslidir? Peki, laiklik dediğimiz kavram da bir başörtüsünden mi ibarettir?
Ne oldu arkadaşım, ülke mi battı?
Müftü nikâh kıyınca ne oldu? Ülkenin tapusu müftülere mi verildi?
Hatırlarsanız, 28 Şubat sürecinde de benzer korkular üretiliyor, toplumun önüne aynı endişeler sürülüyordu.
Sonuç?
Sol, yıllarca bu tür meselelerle uğraşa uğraşa kendi enerjisini tüketti. Özellikle CHP, bu tartışmaların siyasi faturasını ağır ödedi.
Oysa yapılması gereken belliydi: İnanç özgürlüğünü savunmak, laikliği doğru anlamak, bireyin yaşam tarzına saygı duymak ve toplumun farklı kesimlerini birbirine düşmanlaştırmadan siyaset üretmek!
İşte Sayın Kılıçdaroğlu’nun yaklaşımında gördüğüm kıymet de tam olarak budur.
Genel Başkan meselenin farkında; fakat bu farkındalığı paylaşan ve gereğini yerine getiren bir ekibe sahip olup olmadığı ciddi bir soru işareti.
Acı gerçeklerden biri de bu!
Bizim dışarıdan yaptığımız değerlendirmeler, elbette birer tavsiye ve yol gösterme çabasıdır. Kimse kusura bakmasın; hakikati söylemekten, yanlış gördüğümüzü eleştirmekten de geri duracak değiliz.
Çünkü siyaset, yalnızca iktidar mücadelesi değildir. Aynı zamanda toplumu anlama, özeleştiri yapma ve gerektiğinde geçmişle yüzleşme iradesidir.
YÜZLEŞMEDEN KAÇAN, HESAP VEREMEZ!
Sayın Kılıçdaroğlu, bu meselede yaklaşımını açıkça ortaya koyarak değerlendirmesini yaptı ve noktayı koydu.
Şahsen bundan büyük memnuniyet duydum.
Bazen bir cümle, yıllarca sürdürülen siyasi tartışmalardan daha fazla şey anlatır. Bazen samimi bir yaklaşım, binlerce sloganın aşamadığı duvarları aşar.
Mesele, kimin hangi kimliği taşıdığı değil; insanın karşısındakini ne kadar anlayabildiği, hak ve özgürlükler konusunda ne kadar tutarlı davranabildiğidir.
İşte bu nedenle, Sayın Kılıçdaroğlu’nu bu yaklaşımından dolayı tebrik etmek benim için bir borçtur.
İyi ki varsınız Sayın Kılıçdaroğlu!
Yüzleşmenin, helalleşmenin ve toplumsal barışın siyasete yön verdiği günlere kavuşmak dileğiyle…
Numan CENGİZ
İlahiyatçı Araştırmacı Yazar





