İZVERİ

Köşe yazısı

İKNA ODALARINDA ARZIENDAM EDENLER, HALİL İBRAHİM SOFRASI’NDA BAĞDAŞ KURAMAZ!

İkna odalarında arzı endam edenler, Halil İbrahim Sofrası’nda bağdaş kuramaz ! Zaten halkla da bağdaşamadı monşerler! Türk solunun enerjisini tükettiler; adeta elektriğini…

Yayınlandı: 16 Ekim 2026 09:14

Paylaş

İkna odalarında arzı endam edenler, Halil İbrahim Sofrası’nda bağdaş kuramaz!

Zaten halkla da bağdaşamadı monşerler! Türk solunun enerjisini tükettiler; adeta elektriğini emdiler. Üstelik hâlâ emmeye devam eden bir zihniyetin temsilcileri olarak karşımızdalar.

Uzayda mı yaşıyorsunuz, nedir derdiniz monşer?

Ölünce cenaze namazını kıldırdığınız insanların çocuklarına, onlar henüz hayattayken eziyet etmenin anlamı neydi? İnancını yaşamak isteyen insanları kamusal hayatın dışına iterek hangi toplumsal yarayı iyileştirdiniz? Kimin hayatını kolaylaştırdınız, hangi özgürlüğü büyüttünüz?

Din ile devlet işlerinin ayrılması tezini, kamusal alanın dinden arındırılması biçiminde eğip bükerek laiklik ilkesini çivi gibi bağrımıza sokmanın anlamı neydi?

Halbuki laiklik, kamusal alanın dinden soyutlanması demek değildi. Esas mesele, kamusal gücün herhangi bir dinî oluşumun veya inanç grubunun tahakkümüne teslim edilmesini önlemekti. Bu iki yaklaşım arasında ince, fakat son derece derin bir çizgi vardı. Ne var ki siz o çizgiyi göremediniz; görmek istemediniz!

Laikliği özgürlüğün güvencesi olmaktan çıkarıp inançlı insanları dışlamanın aracına dönüştürdünüz. Sonra da halkın neden sizden uzaklaştığını sorguladınız!

Postalların gölgesinde deve cüce oynatarak solu bitirdiniz; sonra da onun yeniden canlanmasına fırsat vermediniz. Demokrasiye, özgürlüğe ve halkın değerlerine yaslanması gereken bir siyasi geleneği, vesayet gölgesinde siyaset yapmaya mahkûm ettiniz.

Sonra da adına sol dediniz!

48 puanın hatırı yok mu?

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, 2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 48 dolayında oy aldı. Erdoğan ile arasındaki fark yaklaşık 2,5 milyon oydu. Aynı seçimde kullanılmayan oyların sayısı ise 10 milyonu aşıyordu.

Bu tablo bize ne söylüyor?

Elbette kullanılmayan oyların tamamının CHP seçmenine ait olduğunu iddia edemeyiz. Ancak o sandığa gitmeyen seçmenlerin arasında CHP’ye yakın duran, muhalefetten beklentisi olan, belki de kendisini temsil edilmiş hissetmediği için oy kullanmayan insanların bulunmadığını kim söyleyebilir?

Mesele tam da burada!

Kılıçdaroğlu, Halil İbrahim Sofrası dedikçe, helalleşme dedikçe birilerinin kimyası bozuldu.

Toplumsal barıştan, geçmişin yaralarıyla yüzleşmekten, farklı kesimlerle ortak bir gelecek kurmaktan söz ettikçe kendi dar siyasal ezberlerine sarıldılar.

Çünkü onların siyaset anlayışında kazanmak için genişlemek değil, kendi çevresine kapanmak vardı. Yeni seçmen kazanmak değil, mevcut seçmeni kendi doğrularına mahkûm etmek vardı.

Sonra ne oldu?

Hem oy verme hem de adamı suçla!

Hem yüzde 48'i görmezden gel hem de yenilginin bütün faturasını tek kişiye kes!

Yüzde 48'in hatırı yok mu? O oyların içinde verilen emeğin, kurulan umudun, sandığa taşınan beklentinin hiç mi hakkı yok?

Elbette seçim kaybedilmiştir; elbette sonuçların siyasi muhasebesi yapılmalıdır. Ancak yenilginin muhasebesi başka, elde edilmiş toplumsal desteği küçümsemek başkadır.

Küçümsemeler, küçümseyenlerin siyasi basiretini ortaya koyar.

Al kına yak!

Helalleşmeden neden korktunuz?

Kılıçdaroğlu'nun helalleşme çağrısı, geçmişte yaşanan acıların ve haksızlıkların üzerini örtmek değil; onları kabul ederek ortak bir gelecek kurma arayışıydı.

Bu yaklaşımın eleştirilecek tarafları olabilir. Siyasi stratejisi tartışılabilir, yöntemleri sorgulanabilir. Fakat helalleşme fikrini baştan mahkûm etmek, toplumsal barış arayışını küçümsemek ve farklı toplumsal kesimlere uzatılan eli cezalandırmak, hangi demokratik sol anlayışla bağdaştırılabilir?

Siyaset, yalnızca kendi mahallesine konuşma sanatı değildir. Siyaset, kendi mahallesi dışındakileri de ikna edebilme iradesidir.

Bir siyasi hareket, kendisine uzak duran insanların kapısını çalmadan iktidara yürüyebilir mi? Kendisine benzemeyenlerle konuşmadan, geçmişin kırgınlıklarını hesaba katmadan, farklı hayat tarzlarına saygı göstermeden ülkenin tamamına hitap edebilir mi?

Sonra da çıkıp neden iktidar olamadığını sorgular!

Azerbaycan'dan Suriye'ye uzanan hazımsızlık

Gelinen noktada Sayın Kılıçdaroğlu'nun Azerbaycan yönetimine yönelik tavsiyesini bile hazmedemeyen bir siyasi anlayışla karşı karşıyayız.

İnsanın aklına şu soru geliyor: Dış politikaya, bölgesel barışa ve komşu coğrafyaların geleceğine ilişkin her sözü siyasi husumetin süzgecinden geçirirseniz geriye ne kalır?

Bir siyasi figürün her görüşünü doğru bulmak zorunda değiliz. Eleştirebiliriz, karşı çıkabiliriz, yanlışlarını ortaya koyabiliriz. Fakat sırf söyleyen kişi beğenilmiyor diye söylenen her sözü peşinen değersizleştirmek, siyaset değil, taassuptur.

Aynı yaklaşım Suriye meselesinde de karşımıza çıkıyorsa durup düşünmek gerekir.

Dış politika, iç siyasetteki hizip hesaplarının uzantısı hâline getirilemez. Hele ülkenin ve bölgenin geleceği söz konusuyken…

Esas arınma nedir?

Bu kafalar var olduğu ve kendilerine sol dedikleri sürece solun iktidar olma iddiası sürekli yara alacaktır.

Peki, çözüm nedir?

Önce şu ayrımı yapalım: Farklı düşünenleri susturmak, eleştireni kapının önüne koymak veya bir liderin etrafında sorgusuz sualsiz hizalanmak değildir arınma.

Esas arınma; halktan kopmuş, toplumu küçümseyen, inancı dışlayan, demokratik çoğulculuğu hazmedemeyen ve iktidar hedefini kendi dar çevresinin çıkarlarına feda eden siyaset anlayışından arınmaktır.

Bir siyasi partide hiç kimse eleştiriden muaf değildir. Hiçbir makam dokunulmazlık zırhı sağlayamaz. Ancak hesap sormakla tasfiye etmek, eleştirmekle düşmanlaştırmak arasındaki fark da unutulmamalıdır.

İktidar yoluna dikilen her diken giderilmesi gereken bir engeldir. Fakat o dikenin insan mı, fikir mi, yoksa kökleşmiş bir siyaset hastalığı mı olduğunu teşhis edemiyorsanız yaptığınız iş tedavi değil, tahribattır.

Habis bir ur, organizmanın hayat memat meselesine dönüşmüşse onu görmezden gelmek nasıl mümkün değilse siyasi bir hareketin yaşamasını engelleyen hastalıkları da görmezden gelmek mümkün değildir.

Ne var ki doğru teşhis konulmadan yapılan müdahale, hastayı iyileştirmek yerine organizmanın kendisine zarar verebilir.

CHP'nin ihtiyacı, yeni bir hizip savaşı değil; halkla yeniden bağ kurmasını sağlayacak köklü bir zihniyet muhasebesidir.

Laikliği özgürlükle, solu halkla, siyaseti ahlakla, iktidar hedefini toplumsal uzlaşmayla yeniden buluşturacak bir muhasebe…

Yoksa isimler değişir, koltuklar el değiştirir, kurultaylar yapılır; fakat aynı zihniyet kendi kendisini yeniden üretir.

Ve Türkiye'nin köklü bir siyasi geleneği, kendi içine kapanmış bir çevrenin elinde enerjisini tüketmeye devam eder.

Yeter artık, düşün CHP'nin yakasından!

Halkı küçümseyerek halka ulaşamazsınız. İnançlı insanları dışlayarak toplumun tamamını kucaklayamazsınız. Helalleşmeyi hazmedemeyerek toplumsal barışı kuramazsınız. Yüzde 48'in hakkını teslim etmeden de sağlıklı bir siyasi muhasebe yapamazsınız.

Sol, halkın değerleriyle kavga ederek değil, halkın özgürlüğünü ve onurunu savunarak büyür.

Bunu anlamadığınız sürece iktidar hayal, kurultay ise bitmeyen bir iç hesaplaşma olarak kalacak...!

Numan CENGİZ

Araştırmacı İlahiyatçı Yazar

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

5 dk