De de kendin dinle!
Aynı hatalara devam…
Durmak yok, yola devam!
Peki, hangi yola? Hangi hedefe? Hangi stratejiyle?
Davayı geçtik, koltuğunu düşünen insan bu hataları yapmaz!
Muhalefet, belli ki gaflet aşamasını geçmiş; gönüllü ve arzulu bir biçimde intihara yürüyor. Hatta intihar da değil bu; bir çeşit siyasi ötenazi!
Üstelik geride suçlu da bırakmayacak!
Harakirinin bile bir felsefesi vardır. Samuraylar boşuna harakiri yapmaz! Bir amaçları, bir anlayışları, bir hesapları vardır. Oysa siyasette insanın kendisini tüketmesi başka, temsil ettiği davayı da beraberinde tüketmesi bambaşka bir meseledir.
Görünen manzara şu: dipten doruğa siyasi ötenaziye teslimiyet!
Muhalefetin iktidar şansının zayıfladığı ortada; ama tamamen imkânsız mı? Elbette değil!
Öyleyse nedir bu bezginlik, bu yılgınlık, bu tükenmişlik?
İktidar olamayacağız zaten, bari rakibimizi geçelim mantığında herkes!
Pes doğrusu!
Görünen o ki bu atmosferde Cumhurbaşkanı adayı olacak kişi, daha yarış başlamadan ringe mağlubiyeti kabullenmiş bir ruh hâliyle çıkacak muhalefet köşesinde!
Bu anlayışla kazanamazsınız! Bu stratejiyle Cumhurbaşkanı olamazsınız!
Peki, sebep?
Sebep açık ve net: Stratejik bir yol haritası yok!
Olaylar ekseninde savrulan bir muhalefet var. Olgusal analiz yok, uzun vadeli hedef yok, seçmen davranışını anlamaya yönelik ciddi bir hesap yok.
Hepsini geçtim!
Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmak için gerekli olan 50+1'i nasıl bulacağız? Kimden, hangi gerekçeyle oy alacağız? Bize kim, neden oy verecek? Bu soruların cevabını arayan, seçmenin önüne somut bir gelecek tasavvuru koyan kaç kişi var?
Allah aşkına, böyle bir muhalefet gördünüz mü hiç?
Umut vermeyen partilerin iktidar olduğu nerede görülmüş?
Siyaset; seçmeni tanımak, toplumsal dengeleri okumak, doğru zamanda doğru hamleyi yapmak ve bütün bunları bir stratejiye bağlamaktır.
Bu nasıl bir siyaset?
Uzayda mı yaşıyorsunuz siz?
Beyaz perdelerin ön yüzünde, sinema salonunda loca kiralayarak ya da ilk sıradan bilet alarak şampiyon olduğunuzu mu sanıyorsunuz?
Kaldı ki ortada sinema bile yok! Tamamen bir gölge oyunu hâkim!
Hacivat, Karagöz ya da Tuzsuz Deli Bekir… Fark etmez! Şayet oynanan oyun bir gölge oyunuyla sınırlıysa figüran da jön de yönetmen aslında!
Asıl mesele, gölgelerin arkasında kimin bulunduğudur.
Karakterler hikâyedir. Üstelik kukla bile değillerdir! Kukla olsalar bir nebze ümit vardır; belki Pinokyo olur, hiç değilse konuşurlar!
Hacivat bilge olsa ne yazar, Karagöz dobra olsa ne yazar?
Tuzsuz Deli Bekir racon kesse ne yazar?
Hepsinin ipi bağlıysa, hepsi bir yere bağlıysa…
Oyuncuların rolünü tartışmakla oyunun kaderi değişmez!
Mesele, kimin sahneye çıktığı değil; sahnenin kime ait olduğu, senaryoyu kimin yazdığı ve oyunun hangi amaçla oynandığıdır.
Siyaset, kendi kendine konuşup kendi sesinden etkilenme sanatı değildir. Alkışları oy, kalabalıkları iktidar, görünürlüğü başarı sanmak da değildir.
Seçim kazanmak istiyorsanız önce seçmeni anlayacaksınız. İktidar olmak istiyorsanız önce iktidara giden yolu tarif edeceksiniz.
Cumhurbaşkanı çıkarmak istiyorsanız önce o adayın hangi toplumsal mutabakatla seçileceğini hesaplayacaksınız.
Aksi hâlde aynı hataları tekrar eder, aynı sonuçları alır, sonra da değişen hiçbir şey yokmuş gibi yeni bir başlangıç ilan edersiniz.
De de kendin dinle!
Artık oyuncuları değil, senaryoyu sorgulayalım. Koltukları değil, hedefleri konuşalım. Günü kurtarmayı değil, geleceği kazanmayı düşünelim.
Ve nihayet…
OYUNUN ADINI KOYALIM!
Numan CENGİZ
Araştırmacı İlahiyatçı Yazar





