İZVERİ

Köşe yazısı

Jimmy Hiç Yaşamadı

Gazeteciler bize yalnızca ne olduğunu anlatmıyor artık. Bazen bize kimi seveceğimizi, kimden korkacağımızı, kimi kurtarıcı, kimi kaybeden olarak göreceğimizi...

Yayınlandı: 25 Eylül 2026 13:01

Güncellendi: 8 Ekim 2026 22:31

Paylaş

Jimmy Hiç Yaşamadı

Yıl 1980.

Washington Post muhabiri Janet Cooke, sekiz yaşında bir çocuğun hikâyesini yazdı.

Çocuğun adı Jimmy'ydi.

Sekiz yaşındaydı. Eroin bağımlısıydı. Beş yaşından beri uyuşturucu kullanıyordu. Yoksulluğun, uyuşturucunun ve çaresizliğin içine doğmuştu.

Cooke, Jimmy'nin evini, kıyafetlerini, konuşmalarını, uyuşturucuyla ilişkisini öylesine ayrıntılı anlattı ki insanlar o çocuğu gözlerinin önünde gördü.

Şehir ayağa kalktı.

Polis ve sosyal hizmet görevlileri Jimmy'yi bulmak için arama başlattı.

İnsanlar bir çocuğu kurtarmak istiyordu.

Sonra gerçek ortaya çıktı:

Jimmy hiç yaşamamıştı.

Cooke, çeşitli kaynaklardan topladığı gerçekleri birleştirerek bir çocuk yaratmıştı. Hikâye uydurmaydı. Üstelik bu uydurma hikâye Pulitzer Ödülü kazanmış, gerçek ortaya çıkınca ödül geri alınmıştı.

Peki bu sahte hikâye bize ne anlatıyor?

Elbette Jimmy'nin insanlarda uyandırdığı duyguların gerçekliğini…

Korku gerçekti.

Acıma gerçekti.

Öfke gerçekti.

Kurtarma isteği gerçekti.

Demek ki insanları etkilemek için her zaman gerçek bir kahramana ihtiyaç yoktu.

İyi kurgulanmış bir hikâye yeterdi.

Belki de insanlık eskiden beri bu yüzden masallara hep inandı.

Devlere, ejderhalara, tepegözlere…

Ve bu canavarları öldüren kahramanlara…

İnsanlar ateşin başında masalcıyı dinlerdi. Kahraman gelirdi, canavar yenilirdi, kötülük ortadan kalkardı. Hikâyenin sonunda herkes rahat bir nefes alırdı.

Evet, Jimmy hiç yaşamadı.

Ama Jimmy'nin hikâyesi yaşadı.

Bugünün asıl meselesi de belki tam burada başlıyor.

Gazeteciler bize yalnızca ne olduğunu anlatmıyor artık.

Bazen bize kimi seveceğimizi, kimden korkacağımızı, kimi kurtarıcı, kimi kaybeden olarak göreceğimizi de anlatıyor.

 Tıpkı Kemal Kılıçdaroğlu için seçim sürecinde “kazanamayacak aday” hikâyesini anlattıkları gibi.

Tekrar tekrar…

Manşetlerde, ekranlarda, yorumlarda, sosyal medyada…

“Kazanamaz.”

Tekrarlandıkça bu söz, bir değerlendirme olmaktan çıkıp Jimmy'nin hikâyesi gibi dolaşıma girdi.

Oysa 2023 seçiminde Kılıçdaroğlu'nun aldığı oy oranı ve seçimin ikinci tura kalmış olması, “kazanamayacak aday” anlatısının kendisinin de bir siyasi iletişim ve algı çerçevesi olarak sorgulanabileceğini gösteriyor.

Çünkü bir adayın kazanıp kazanamayacağını tartışmak başka şeydir; onu daha en başından “kazanamayacak aday” diye hikâyeleştirmek başka.

İşte modern masalcılık tam burada başlıyor.

Üstelik karşı tarafa yalnızca “kazanamayacak aday” demekle de kalmıyor.

Kazanacağı garanti olmayan birini de “kazanacak aday” hikâyesiyle parlatabiliyor.

Kahraman hazır.

Kaybeden hazır.

Sonuç daha ortada yokken hikâye hazır.

Tıpkı yaşamamış ama acıklı hikâyesiyle milyonları etkileyen Jimmy gibi.

Belki de modern hikâye anlatıcılarının anlattıkları, geçmişin Binbir Gece Masallarından çok da farklı değildir.

Orada da hikâyeler anlatılır.

Devler, canavarlar, kahramanlar, krallar…

Ama masal orada yalnızca masal değildir. Şehrazat masalını bir hayatı kurtarmak için uzatıyordu. Bugünün masalcıları ise bir saltanatı sürdürmek için hikâye anlatıyor.

Çoğu zaman kralın mutluluğu, tahtının devamı, düzenin korunması için anlatılan büyülü hikâyeler...

Bugün masalcının elinde;

Kamera var. Mikrofon var. Ekran var. Sosyal medya var.

Ve çağımızın masalcıları, milyonlara aynı hikâyeyi aynı anda anlatabiliyor.

İnsanın yalnızca aklıyla değil; öfkesiyle, korkusuyla, acımasıyla, sevinciyle, umuduyla var olduğunu biliyorlar.

Duyguların insanı ne kadar hızlı harekete geçirebildiğini biliyorlar.

İyi anlatılmış bir hikâyenin bazen en güçlü gerçeklikten bile daha etkili olabileceğini biliyorlar.

Çağımızın iletişim araçları da bu eski masalcılığın eline hiç olmadığı kadar güçlü bir megafon veriyor.

Bazen bize kimin kazanacağını söylüyorlar.

 Bazen de aslında kazanabilecek olanı “kazanamayacak aday” diye anlatıyorlar.

Öyle çok tekrar ediyorlar ki sonunda biz de kendi düşüncemiz sanıyoruz.

Ve hikâyeye kapıldığımızda, en önemli soruyu unutuyoruz:

Jimmy gerçekten var mıydı?

Belki bugün soruyu biraz değiştirmek gerekiyor:

Sandığa gittiğimizde gerçekten kendi kararımızı mı veriyoruz, yoksa kralın mutluluk masalını mı oyluyoruz?

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

3 dk