Türkiye birkaç gündür fonları konuşuyor. Milyarlarca liralık fonlar, borsadaki olağan dışı fiyat
hareketleri, bazı fonların tasfiye edilmesi, yüz binlerce yatırımcı ve yürütülen soruşturmalar…
Teknik ayrıntılar bir yana, vatandaşın önünde iki temel soru var:
Bir kısım vatandaş “Benim param ne olacak?”diye;
Ve daha geniş bir kısım vatandaş ise“Ortaya çıkan zararın bedelini kim ödeyecek?” diye
soruyor...
Bence asıl tartışılması gereken de bu.
Yatırım fonuna para yatıran vatandaş, fonun yöneticisine ve denetim sistemine güvenir. Hangi hissenin
ne kadar risk taşıdığını, hangi şirketle nasıl bir ilişki kurulduğunu tek tek takip etmez. Bunu yapacak
profesyonellerin ve onları denetleyecek kurumların varlığına güvenerek parasını teslim eder.
Bu nedenle bugün yalnızca “Kim ne yaptı?” sorusunu sormak yeterli değil.
SPK’nın açıklamalarına göre 2025 yılının son çeyreğinde bazı fonlar ve hisselerde olağan dışı fiyat
hareketleri dikkat çekmiş, konu 2 Aralık 2025 tarihinde Finansal İstikrar Komitesi’nin gündemine de
gelmişti.
Öyleyse şu soru da sorulmalı:
Sorun daha önce fark edildiyse, neden büyümeden önce müdahale edilemedi?
Hukuka aykırı işlem yapanlar elbette ortaya çıkarılmalı ve hukuk önünde hesap vermeli. Ama denetim
mekanizmasının nasıl çalıştığı da bütün yönleriyle incelenmeli.
Çünkü milyarlarca liralık fonların büyümesi, bazı hisselerde olağanüstü hareketlerin yaşanması ve
fonların şirketlerde önemli paylara ulaşması bir gecede gerçekleşmiyor.
Vatandaşın bilmek istediği yalnızca parasının ne olacağı değil.
Risk nasıl oluştu, ne zaman fark edildi ve neden zamanında önlem alınamadı?
İkinci soru ise çok daha geniş bir kesimi ilgilendiriyor.
Eğer hukuka aykırı işlemler sonucunda zarar oluştuğu belirlenirse, öncelikle sorumluların bulunması
ve zararın sorumlulardan tahsil edilmesi gerekir.
Peki zarar tamamen karşılanamazsa? Devlet devreye girip yatırımcıların zararını kamu kaynaklarından
karşılayacak mı? Karşılayacaksa hangi kaynak kullanılacak?
İşte burada fonda parası olmayan vatandaşın da sorusu ortaya çıkıyor:“Ben bu yatırımı yapmadım. Kazancına ortak olmadım. Peki zararını neden ben üstleneyim?”
Elbettemağduryatırımcınınhakkınınkorunmasıönemlidir.Ancakkamukaynaklarının
kullanılmasının da açık, şeffaf ve adil bir gerekçesi olmalıdır.
Çünkü kazanç kişiselleştirilirken zarar toplumsallaştırılırsa, ortada yeni bir adalet tartışması doğar.
Bugün yaşananların genele yayılmış bir sistemik risk oluşturmadığı ve borsada yapısal bir sorun
bulunmadığı yönündeki açıklamalar finansal sistem açısından önemli. Ancak vatandaş açısından
mesele bundan ibaret değil.
Mesele güven.
Parasını fona yatıran vatandaş, “Yarın benim başıma da aynı şey gelir mi?” diye soruyor. Fonda parası
olmayan vatandaş ise “Birilerinin yatırım kararının bedelini kamu kaynaklarıyla ben mi ödeyeceğim?”
diye düşünüyor.
Bu iki soru aslında aynı yere çıkıyor:
Finansal sisteme ne kadar güvenebiliriz?
Çünkü güven kaybolduğunda yatırımcı yalnızca fondan değil, sermaye piyasasından da uzaklaşabilir.
Bu nedenle bugün yürütülen soruşturmaların sonucu kadar, denetim sisteminin nasıl çalıştığı ve
bundan sonra benzer olayların nasıl önleneceği de önemli.
Vatandaşın beklentisi çok karmaşık değil:
Parasının güven içinde olması, kuralların herkes için aynı uygulanması, yanlış yapanın hesabının sorulması ve denetimin zamanında yapılması.





