KOLTUK DEĞİL, İRADE:
CHP’DE ASIL TARTIŞMA NEREDE?
Mesele yalnızca koltuğu kimin doldurduğu değil; o koltuğu belirleyen iradenin nasıl oluştuğudur.
Muhalefetteki kavganın dolaşımdaki özeti şu:
“Kılıçdaroğlu mahkeme kararıyla geldi, Özel yeni parti kurdu.”
Cümle kolaydır. Eksiktir de. Sonucu anlatır, sonucu doğuran süreci örtmez.
Asıl soru Kılıçdaroğlu’nun nasıl geldiği değil; böyle bir hukuki sürecin neden ortaya çıktığıdır.
Mahkeme kararı gökten inmedi.
KARARIN İŞARET ETTİĞİ ASIL SORU
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin 21 Mayıs 2026 tarihli kararında, 38. Olağan Kurultay ve 8 Ekim 2023 İstanbul İl Kongresi parti içi demokrasi, eşitlik ve serbest irade bakımından değerlendirildi.
Hukuki durum: Karar henüz Yargıtay’dan geçerek kesinleşmiş değildir. Dolayısıyla eldeki karar kesinleşmiş bir hüküm değil, istinaf aşamasında verilmiş bir karardır.
GEREKÇENİN ÖZÜ: DELEGE İRADESİ
Gerekçenin özü şudur:
• Delege iradesinin serbestçe oluşup oluşmadığı tartışmalıdır.
• Kararda bazı delegelerin oyunun para, belediyede iş, adaylık taahhüdü ve alışveriş kartı gibi menfaatlerle yönlendirildiği; bazı delegelerden oy pusulasının fotoğrafının istendiği ve bunun gizli oyu zedelediği değerlendirilir.
• Mahkeme bunları yalnızca siyasi iddia olarak bırakmaz; tanık beyanları, soruşturma evrakı ve kurum raporlarıyla birlikte ele alır.
Asıl ağırlık da buradadır. Çünkü tartışılan artık “kim kazandı” değil, “kazandıran iradenin nasıl oluştuğu”dur.
Dolayısıyla tek soru “Kılıçdaroğlu neden yeniden genel başkan oldu?” değildir.
Asıl soru şudur:
“Delege iradesi hangi koşullarda oluştu?”
“Mahkeme eliyle geldi”, “sandıkta kazanamadı” demek mümkündür.
Ama bu cümleler dosyayı açıklamaz.
İKİ UCA DA SAVRULMADAN
Öte yandan henüz kesinleşmemiş bir kararla genel başkanın değişmesi CHP için ağır bir sonuçtur. Bunun “yargı darbesi” olarak değerlendirilmesi de anlaşılabilir. Bir siyasi partinin genel başkanlığının yargı kararıyla şekillenmesi, demokratik siyaset açısından ciddi bir meşruiyet ve teamül tartışması doğurur.
İktidarın yargı üzerindeki etkisinin tartışıldığı bir ülkede, böyle bir kararın yarattığı şüphenin tartışılması da doğaldır.
Bu itiraz, dosyadaki iddiaları silmez.
Yargıya güvenilmiyorsa yapılması gereken, menfaat, iş vaadi ve oy fotoğrafı iddialarını yok saymak değil; bunları bağımsız, somut ve şeffaf biçimde tartışmaktır.
Aksi halde iki kolaycılık birbirini örter: kararı tartışılmaz meşruiyet saymak ile irade sakatlığı iddiasını “operasyon” diyerek kapatmak.
MESELE KOLTUK DEĞİL, İRADE
Demokratik bir partide mesele yalnızca koltuğu kimin doldurduğu değildir.
Bu yüzden kurultay öncesi örgütlenme, delege dengesi, kongreler, listeler ve destek mekanizmaları da tartışmanın dışına çıkamaz.
Kılıçdaroğlu’nun dönüşü sürecin nedeni değil, sonuçlarından biridir. Tartışmayı yalnızca isimlere indirgemek asıl soruyu kaçırmaktır.
MUHALEFETİN ASIL KAYBI
Türkiye’de ekonomi, hayat pahalılığı, hukuk ve yerel yönetimler dururken muhalefet kendi iç kavgasında tükeniyor.
Hasar tespiti bittiğinde görülecek olan, bu kavganın CHP’ye ve muhalefete verdiği güven kaybıdır.
Kaybeden bir kişi değil; güçlü muhalefet beklentisidir.
Güçlü muhalefet birbirini tüketen muhalefet değildir.
Önce kendi kurallarına ve kendi delege iradesine güven verebilen muhalefettir.
SON SÖZ
İtirazım Kılıçdaroğlu’nun koltuğuna değil; koltuğu konuşurken iradeyi unutturan anlayışadır.
Kolay olan “mahkeme kararıyla geldi” demektir.
Zor olan şunu sormaktır:
“Delege iradesi kimlerin etkisiyle, nasıl ve neden tartışmalı hale geldi?”
Bu soru sorulmadan yapılan her tartışma, meselenin yalnızca görünen yüzüdür.
CHP’nin bugün ihtiyaç duyduğu şey yeni bir koltuk kavgası değil; gerçek bir irade muhasebesidir.
A. Doğukan DOĞAN
#CHP
#KemalKılıçdaroğlu
#ÖzgürÖzel



