MEMLEKET BÜYÜK, AY SONU UZAK
Türkiye dünyanın büyük ekonomilerinden biriymiş. Öyleyiz. Buna itirazım yok da insan ister istemez soruyor, neden geçinmekte bu kadar zorlanıyoruz?
Bu soruyu sorunca da memleketini beğenmeyen biri oluveriyorsun. Neden? O büyüklükte benim de emeğim var. Vergimi veriyorum, çalışıyorum. Karşılığında biraz rahat yaşamak istememin neresi yanlış?
Dünya Bankasının 2025 verilerine göre yaklaşık 1,60 trilyon dolarlık ekonomimizle dünyada 17. sıradayız. İyi bir yer. Fakat bu bilgiyi kirayı ödedikten sonra elinde ne kaldığını hesaplayan birine söylediğinizde konuşma orada bitmiyor. Adam zaten Türkiye’nin kaçıncı olduğunu sormuyor. Kendi maaşının neden yetmediğini soruyor.
Üstelik cevabı da az çok biliyoruz. TÜİK’in 2024 gelirlerini esas alan araştırmasında, en yüksek gelirli yüzde 20 toplam gelirin %48’ini alıyor. En düşük gelirli %20’ye düşen pay %6,4. Aynı ülkede yaşıyoruz ama o ülkenin kazancından aynı ölçüde yararlanmıyoruz. Sonra kişi başına gelir hesaplanıyor, hepimizin önüne aynı rakam konuyor. Keşke gelir de hesabı kadar kolay bölüşülse.
İnsanı yoran yalnızca parasının azlığı değil. Aklının sürekli parada olması. Dişini yaptıracak, bekletiyor. Evde bir eşya bozuluyor, tamirle idare etmeye çalışıyor. Çocuğu bir şey istiyor, daha sözünü bitirmeden kaça mal olacağını düşünüyor. Sonra buna da üzülüyor. Çalışan bir insanın her ihtiyacını sıraya koyması, her isteğinden biraz utanması normal mi?
Ekim enflasyonu 3 Kasım’da açıklandı. Aylık % 2,58, yıllık % 29,77. Eylülde yıllık oran % 29,73’tü. Düşmesini beklerken az da olsa yükselmiş.
Elbette tek bir ayın verisiyle bütün ekonomiye hüküm verilmez. Ama vatandaşın da ay sonunda kapatması gereken bir hesabı var. Kredi kartının son ödeme günü geldiğinde yıl sonu hedefini anlatamıyorsunuz bankaya.
Bir de “Enflasyon düşünce rahatlayacağız” sözü var. Umarım rahatlarız. Yalnız fiyatlar eski yerine dönmeyecek, daha yavaş artacak. Arada maaşın kaybettiği alım gücü ne olacak? Geçen yıl alamadığını bu yıl da alamayan birine, fiyat artışının hız kestiğini söylemek yetmiyor. Bunu anlamadığı için yakınmıyor zaten. Her alışverişinde yeniden anlıyor.
Üretimdeki durum da iç açıcı değil. İstanbul Sanayi Odasının 2 Kasım tarihli raporunda imalat PMI endeksi 47,3’e gerilemiş. Elli sınırının altı, sektörde koşulların bozulduğunu gösteriyor. Rapora göre bu zayıflama 31 aydır sürüyor. Yeni siparişler de yavaşlıyor.
Bu rakam ilk bakışta fabrikaların, şirketlerin işi gibi gelebilir. Oysa siparişi azalan işletmenin sahibi yeni işçi almadan önce bir daha düşünür. Yapacağı yatırımı bekletir. Çalışan da ücretine zam istemeyi düşünürken işinin devam edip etmeyeceğini düşünmeye başlar. Üretimdeki sıkıntı dönüp dolaşıp evin bütçesine gelir.
Onun için dünya sıralamasını anlatıp geçemeyiz. Üretelim, büyüyelim elbette. Ama ortaya çıkan kazancın çalışanlara ne kadar ulaştığını da konuşalım. Vergiyi kim ödüyor, kamu parası nerelere harcanıyor, kim hangi destekten yararlanıyor? Bunlar sorulmadan geçim sıkıntısının nedenini anlayamayız.
Vatandaştan sabır isteniyor. İstenebilir. Fakat herkesin bekleyecek birikimi yok. Ayın ortasında borç almaya başlayan insanın gelecek ay da aynı masrafları olacak. Üstelik bu ayın borcuyla birlikte. Ona biraz daha bekle derken neye dayanarak bekleyeceğini de söylemek gerekiyor.
İnsanlar her gün ekonomi konuşmaya meraklı değil. Bir öğretmen dersini, bir çiftçi tarlasını, bir hekim hastasını düşünmek ister. Akşam eve döndüğünde de biraz kafasını dinlemek. Sürekli fiyat karşılaştırmak, indirim kovalamak, hangi ödemeyi geciktirebileceğini hesaplamak istemez. Ömrünün böyle geçmesine itiraz ediyor.
Türkiye’nin büyük bir ekonomi olmasıyla gurur duyarım. O büyüklüğün arkasında bu ülkenin insanlarının emeği var. Fakat gençler işe girdikleri halde ailelerinden para almak zorunda kalıyorsa, emekli yıllarca çalıştıktan sonra temel ihtiyaçlarını borçla karşılıyorsa, bulunduğumuz sırayla yetinemeyiz.
Memleket büyük. İnsan istiyor ki aldığı maaş da hiç değilse bir ay sürsün.





