İZVERİ

Köşe yazısı

MERAL AKŞENER VE İYİ PARTİ GERÇEĞİ

Yiğidi öldürün ama hakkını verin! Siyasette vefa, yalnızca dostluk hukukunun değil, siyasi ahlâkın da gereğidir. Başarıyı sahiplenip…

Yayınlandı: 21 Ekim 2026 08:57

Güncellendi: 21 Ekim 2026 11:47

Paylaş

Yiğidi öldürün ama hakkını verin!

Siyasette vefa, yalnızca dostluk hukukunun değil, siyasi ahlâkın da gereğidir. Başarıyı sahiplenip başarısızlığı başkasına yüklemek kolaydır. Zor olan, kendi mahallesinin hatalarıyla yüzleşmek ve rakibinin hakkını teslim edebilmektir.

Meral Akşener ve İYİ Parti meselesine de tam bu pencereden bakmak gerekiyor.

2018 yılında İYİ Parti'nin seçimlere katılmasının önüne engeller çıkarılmaya çalışıldığı dönemi hatırlayalım. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, demokrasiye olan inancının gereği olarak CHP'nin milletvekillerinden bir kısmının İYİ Parti'ye geçmesine imkân sağlayarak partinin seçime katılabilmesinin önünü açtı.

Bu hamle, yalnızca bir siyasi partinin önünü açmakla kalmadı; ilerleyen yıllarda Millet İttifakı adını alacak iş birliğinin de ilk önemli adımlarından biri oldu.

Ardından 2019 yerel seçimleri, 2023 genel seçimleri ve Cumhurbaşkanlığı seçimi geldi. Cumhuriyet Halk Partisi ile İYİ Parti, muhalefetin iki önemli aktörü olarak aynı siyasi zeminde buluştu. Saadet Partisi başta olmak üzere diğer partilerin katılımıyla bu birliktelik genişledi; altılı masa ortaya çıktı.

2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminde Kemal Kılıçdaroğlu yüzde 48 dolayında oy aldı. Cumhurbaşkanlığı seçimi kıl payı kaçırılmış gibi görünse de gerçekte ortada küçümsenmeyecek bir toplumsal ve siyasi başarı, aynı zamanda doğru okunması gereken ciddi bir başarısızlık vardı.

Peki, bu sonucun oluşmasında ittifak ortaklarının katkısı neydi? Kim ne yaptı, kim neyi eksik bıraktı? Daha önemlisi, seçimden sonra bu soruların hakkıyla üzerine gidildi mi?

İşte asıl mesele burada başlıyor.

İttifakın hakkı neden teslim edilmiyor?

Siyasi gerçekleri değerlendirirken yalnızca kendi mahallenizin penceresinden bakarsanız, gördüğünüz manzara da o pencerenin genişliğiyle sınırlı kalır.

Milliyetçi Hareket Partisi, İYİ Parti ve Zafer Partisi'nin 2023 seçimlerindeki toplam oy potansiyelini düşündüğümüzde, milliyetçi seçmenin muhalefet açısından taşıdığı önem açıkça görülür(yaklaşık 25 puan).

Bu seçmenin bir bölümünün Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelmesinde Meral Akşener'in ve İYİ Parti'nin katkısını görmezden gelmek mümkün müdür?

Elbette değildir!

Üstelik mesele yalnızca milliyetçi seçmen de değildir. Saadet Partisi'nin muhafazakâr seçmen nezdindeki varlığı, CHP'nin geleneksel olarak aşmakta zorlandığı bazı toplumsal mesafelerin kapanmasına katkı sağlamıştır.

CHP'nin tek başına ulaşmakta zorlanabileceği seçmen kesimlerine ittifak ortakları aracılığıyla ulaşabilmesi, siyasetin matematiği kadar sosyolojisinin de bir sonucudur.

Ne var ki seçim sonrasındaki tartışmalarda, ittifakın sağladığı bu imkânlar çoğu zaman geri plana itildi.

İttifakın kazanımları unutulurken yaşanan sorunlar büyütüldü; ortaklığın başarısı yerine ortakların birbirlerine yönelik eleştirileri öne çıktı.

Oysa siyaset, hafızasızlık kaldırmaz!

2023 yenilgisinin faturası kime kesildi?

İttifakın adaylık sürecinde yaşanan anlaşmazlıklar elbette tartışılabilir. Meral Akşener'in altılı masa sürecindeki çıkışları eleştirilebilir.

Ancak bütün bunları seçim yenilgisinin tek sebebi olarak göstermek, hakikati açıklamak yerine kolay bir günah keçisi bulmak değil midir?

Peki, Kemal Kılıçdaroğlu'na kendi siyasi mahallesinden destek vermeyenleri nereye koyacağız?

İkinci turda sandığa gitmeyenleri, geçersiz oy kullananları, tercih değiştirenleri ve muhalefetin adayına mesafeli duran seçmenleri nasıl açıklayacağız?

Seçim sonucunu yalnızca Akşener'in tutumuna bağlayanlar, CHP tabanındaki fireleri ve seçmen davranışlarını da aynı ciddiyetle incelemek zorundadır.

Kendi seçmenini ikna edemeyen bir siyasi hareketin bütün sorumluluğu ittifak ortağına yüklemesi, siyasi muhasebe değil, sorumluluktan kaçıştır.

Kılıçdaroğlu'nun adaylığına yönelik itirazları ve ittifak içindeki gerilimleri konuşalım. Fakat ikinci turdaki oy kaybını, sandığa gitmeyen seçmenleri ve CHP içindeki farklı eğilimleri de konuşalım.

İğneyi yalnızca başkasına batırarak gerçeklere ulaşamazsınız!

2024 yerel seçimlerinin verdiği mesaj

2024 yerel seçimlerinde CHP'nin elde ettiği başarı, muhalefet açısından elbette önemliydi.

Ancak bu başarıyı değerlendirirken 2023 genel seçimlerindeki 48 puanlık başarının yansımasını ve 2024 yerel seçimlerine etkisini de hesap etmek gerekir.

Seçim türleri farklıdır; katılım oranları, adayların etkisi, yerel dinamikler ve seçmen tercihleri de değişebilir âmennâ!

Ama!

CHP'nin 2023 genel seçimlerinde aldığı yaklaşık yüzde 25'lik oy oranıyla 2024 yerel seçimlerindeki yaklaşık yüzde 38'lik ülke geneli oy oranı arasında belirgin bir fark vardır.

Fakat bu farkın tamamını CHP'nin kendi tabanındaki büyümeyle açıklamak ne kadar doğrudur?

İYİ Parti'den CHP'ye yönelen seçmenler yok muydu? DEM Parti tabanından CHP adaylarına verilen destek bazı bölgelerde etkili olmadı mı? İktidar blokundan uzaklaşan seçmenlerin yerel seçim tercihlerinde belirleyici bir rolü bulunmuyor muydu? Nitekim 2024 yerel seçimlerinde İyi Partinin 10 puanının dördü, DEM bloğunun 12 puanının altısı kendinde kaldı. Her ikisinin ortalama olarak altışar puan olmak üzere total 12 puan oyu uzaya gitmese gerek!

Türkiye genelindeki oy oranlarından hareketle bütün seçmen geçişlerini kesin rakamlarla açıklamak mümkün olmasa da matematik verilerin yalan söylemediği de gerçek, okumasını bilene!

Ancak bu ihtimalleri baştan yok saymak da sağlıklı bir siyasi analiz değildir.

İYİ Parti'nin 2023'teki seçmenlerinin bir bölümü 2024'te CHP'ye oy vermiş; bir bölümü kendi partisinde kalmış, bir bölümü ise başka tercihlerde bulunmuştur.

Aynı şekilde DEM Parti seçmeninin davranışı da bölgeden bölgeye değişmiştir.

Saadet Partisinin oy yüzdesi görece az olsa da her iki seçimde CHP namına değişim olmamış tam destek devam etmiştir.

Asıl mesele, bu seçmen hareketlerini araştırmak yerine başarıyı bütünüyle kendine mal eden bir siyasi anlayışın ortaya çıkmasıdır.

Seçmen başka partiden geldiğinde kazanılan oy sizin hanenize yazılır; fakat o seçmenin siyasi geçmişini ve katkısını unutursanız, yarın neden gittiğini de anlayamazsınız.

Siyasette en tehlikeli yanılgı, geçici başarıyı kalıcı toplumsal dönüşüm sanmaktır.

Meral Akşener'in bıraktığı siyasi miras

Meral Akşener'in siyasi çizgisi elbette eleştiriden muaf değildir. İttifak içindeki kararları, siyasi çıkışları ve 2024 yerel seçimlerine giderken izlediği yol tartışılabilir.

Nitekim İYİ Parti'nin 2024 yerel seçimlerindeki performansı ve Akşener'in genel başkanlıktan ayrılması, partinin kendi içinde de ciddi bir muhasebe ihtiyacı bulunduğunu gösterdi.

Fakat bütün bunlar, Akşener'in Türk siyasetinde açtığı alanı ve muhalefetin seçmen tabanını genişletmeye yaptığı katkıyı yok saymayı haklı çıkarmaz.

Bugün iktidara mesafeli duran milliyetçi seçmenin varlığında İYİ Parti'nin kuruluşunun ve Akşener'in siyasi mücadelesinin payı vardır. Bu seçmenin tamamının aynı yönde hareket ettiğini iddia edemeyiz; ancak milliyetçi siyasetin yalnızca Cumhur İttifakı'yla özdeşleştirilmesine karşı farklı bir siyasi kanal açıldığı da inkâr edilemez.

CHP'nin bu kanaldan yararlanmış olması, siyasi hafızada tutulması gereken bir gerçektir.

Bunun yanında Saadet Partisi'nin muhafazakâr seçmene ulaşma çabalarını ve ittifak sürecindeki gayretlerini de unutmamak gerekir.

CHP'nin kendi tarihsel kimliğiyle bazı seçmen kesimleri arasında oluşan mesafenin kapanmasına katkı sağlayan siyasi aktörleri yok saymak, yalnızca vefasızlık değil, geleceğe dönük stratejik bir hatadır.

Çünkü seçmen, kendisine yalnızca ihtiyaç duyulduğunda hatırlanmak istemez.

Monşer solcular, biraz da kendinize bakın!

CHP'nin içinde ve çevresinde, kendisini siyasetin tek aklı olarak gören bir kesim var. Bu kesim, zaman zaman kendi siyasi başarısızlıklarını sorgulamak yerine ittifak ortaklarına ölçüsüz eleştiriler yöneltiyor.

İYİ Parti'ye, Saadet Partisi'ne veya farklı toplumsal kesimlere yönelik her eleştirinin yanlış olduğunu söylemiyorum. Siyasette eleştiri de hesap sorma da gereklidir.

Ancak eleştiri, hakikatin önüne geçtiğinde siyasi muhasebe olmaktan çıkar; taraftarlığın ve önyargının aracı hâline gelir.

CHP'nin muhafazakâr seçmen nezdindeki algı sorunları bir günde oluşmadı. Bu algının aşılmasında farklı siyasi aktörlerin katkısı oldu. Başörtüsü meselesinden dinî hassasiyetlere, millî kimlik tartışmalarından toplumsal uzlaşma arayışlarına kadar pek çok konuda ittifakın sağladığı imkânlar vardı.

Bunları görmezden gelip her şeyi CHP'nin kendi başarısı olarak anlatmak, Türkiye'nin siyasi ve sosyolojik gerçeklerini yeterince okuyamamaktır.

Kaldı ki 2023 seçimlerinde alınan yaklaşık yüzde 48'lik Cumhurbaşkanlığı oyu, muhalefetin ortak çabasının sonucuydu.

Bu oran, kazanılmış bir zafer değildi; fakat küçümsenecek bir toplumsal destek de değildi.

Bu desteğin neden yüzde 50'yi aşamadığını anlamak için bütün ortakların katkılarını ve hatalarını birlikte değerlendirmek gerekir.

Kendi mahallesinde özeleştiri yapamayanların, başka mahallelere demokrasi dersi vermesi ne kadar inandırıcıdır?

Son söz: Sebep de sonuç da sensin!

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun 2018'de İYİ Parti'nin önünün açılmasına katkı sağlayan demokratik tutumunu hatırlamak, bugün Akşener'i eleştirmeye engel değildir.

Aynı şekilde Akşener'in hatalarını konuşmak da İYİ Parti'nin muhalefete katkısını inkâr etmeyi gerektirmez.

Siyaset, ya hep ya hiç mantığıyla değerlendirilemez.

Bir aktörün yanlışlarını eleştirirken doğrularını teslim etmek, siyasi olgunluğun gereğidir. Başarıda ortakları unutup başarısızlıkta onları suçlamak ise en hafif ifadeyle çifte standarttır.

Bugün CHP'nin ihtiyacı, sosyal medyada rakiplerini susturmaya çalışan taraftar ordularından ziyade, seçmen davranışlarını doğru okuyabilen stratejik bir akıldır.

İYİ Parti'ye oy veren seçmeni küçümseyerek, Saadet Partisi'nin katkısını unutarak, DEM seçmeninin tercihlerindeki bölgesel farklılıkları görmezden gelerek ve kendi seçmeninin neden sandığa gitmediğini sorgulamadan Türkiye'nin siyasi gerçekleri kavranamaz.

Meral Akşener'in siyasi mirası tartışılabilir. İYİ Parti'nin tercihleri eleştirilebilir.

Ancak milliyetçi seçmenin muhalefete açtığı alanı yok sayarak geleceğe yönelik bir siyaset inşa edilemez.

Monşer, gerçeği görmek istiyorsan yalnızca başkasının gözündeki çöpü arama; kendi gözündeki merteğe de bak!

Sorumluluk paylaşılmadan başarı kalıcı olmaz. Özeleştiri yapılmadan siyaset yenilenmez. Vefa gösterilmeden de güven inşa edilmez.

Ve unutmayın: Dün sizinle aynı mücadelede yürüyenleri bugün kolayca karalamak, yarın yanınızda yürüyecek kimseyi bulamamanıza yol açabilir.

Sebep de sonuç da sensin yazık ki!

Yiğidi öldürün ama hakkını verin!

Numan CENGİZ

İlahiyatçı Araştırmacı Yazar

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

7 dk