İZVERİ

Köşe yazısı

Misak-ı İktisadi

Ekonomik Sosyal Haklar Tartışması Ve Yeni Anayasa Arayışı

Yayınlandı: 30 Ekim 2026 08:28

Güncellendi: 31 Ekim 2026 05:46

Paylaş

Misak-ı İktisadi'den ekonomik sosyal haklara uzanan bir Cumhuriyet dönemi iktisat polititikaları tartışması yapmalıyız.

Savaşları sadece askeri boyutu ile ele alarak okumak, hem sebepleri hem de sonuçları ile ilgili doğru analizler ortaya koymayı engeller. Birinci paylaşım savaşı da esas itibariyle başta petrol olmak üzere ekonomik kaynaklar üzerindeki hakimiyet rekabeti dolayısıyla gerçekleşmiştir. Fiili sıcak savaşa sebebiyet veren sembolik konular elbette olacaktır. Ancak savaşı hazırlayan koşullar, esas itibariyle ekonomi ile ilgilidir. Dolayısıyla savaş sonrasında ortaya çıkan ekonomik tablo, ne kadar sürdürülebilir ise o düzeyde barış kalıcılaşır. Osmanlı'nın son dönemindeki kapitülasyon uygulamaları, bir fiili iktisadi işgale dönüşmüştür. Bu nedenledir ki henüz Cumhuriyet kurulmadan, 1923 yılının bahar aylarında İzmir'de yapılan İktisat Kongresi yeni devletin ekonomik temellerinin de şekillenmesini sağlamıştır. Dönemin bakanı Mahmut Esat tarafından doğrudan ve yoğun bir hazırlık çalışması ile binin üzerinde çiftçi, üretici katılımı ve Atatürk'ün bilgisi dahilinde Sovyet temsilcilerinin açılışında konuştuğu bir kongre gerçekleşmiştir. Bu kongrede, Misak-ı İktisadi yani bir iktisat sözleşmesi hazırlanmıştır.

1921 anayasasının kısa bir geçiş dönemi sözleşmesi olduğunu dikkate alırsak, bu kongrede ortaya çıkan iktisadi sözleşme, esas itibari ile 1924 anayasasının da ekonomik sosyal haklar temasının altyapısını oluşturmuştur. Bugünkü 1982 Anayasası ekonomik sosyal hakları 42 ile 65 maddeler arasında toplamıştır. Üretimin korunması, çalışma hayatı sosyal güvenlik gibi düzenlemeler bulunmaktadır. Devletin yükümlülüğü "imkanları ölçüsünde" sınırlandırması ile tarif edilmiştir. Anayasanın ilk maddelerindeki "sosyal devlet" tarifi bu açıdan yeniden ele alınmayı zorunlu kılmaktadır. Değişen ekonomik koşullar, ekonomik sosyal haklar konusunun yeni anayasa tartışmalarında masaya yatırılmasını gerektirmektedir. Toplumsal barış aynı zamanda toplumsal adaleti gerektirir. Adalet ise sanıldığı gibi sadece bir hukuk konusu değil, ekonomik fırsat eşitliği konusudur. Başta Avrupa olmak üzere, dünyanın birçok bölgesinde ekonomik durgunluk ve gelir adaletsizliği dolayısıyla toplumsal gösterilerin sosyal patlamaya dönüşme aşamasında olduğu açıkça görülmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti, ikinci yüzyılında güçlü bir ekonomik sözleşme hazırlayarak yarınlarını planlayabilir. Ekonomik sosyal haklar alanı ilk iki Dünya Savaşı'nın yaşandığı dönemin koşullarından farklı biçimde ele alınmalıdır. Sivil toplumun aktif biçimde katıldığı, medyanın izleme ve denetim sorumluluğu aldığı bir toplumcu perspektif, anayasaya damgasını vurmalıdır. Devletin "imkanları ölçüsünde" kıstası bir tercih tartışmasını kaçınılmaz hale getirir. Devlet imkanlarının suistimal edildiği, kamu kaynaklarının verimsiz ve kayırmacı yaklaşımlarla tüketildiği bir ortamda, toplumun geniş kesimlerini yani kamu yararını esas alan bir üst hukuk normu inşası kaçınılmaz hale gelmiştir. Bunun katılımcı yöntemlerle hazırlanması, toplumsal sahiplenme açısından son derece önemlidir. Yeni anayasa tartışmalarının önümüzdeki döneme damgasını vuracağı dikkate alınarak, ekonomik haklar konusu, toplumsal sivil zeminlerde yeniden tartışmaya açılmalı, bu alanda güçlü bir siyasal irade ortaya çıkması sağlanmalıdır.

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

2 dk