ÖNCE BİZİM BAKAN, SONRA SIRA KİMDE?
Bir eski bakanın tutuklanması adaletin herkese eşit uygulanması mı, yoksa yarın muhalefete yönelik operasyonları savunmak için kullanılabilecek yeni bir siyasi meşruiyet zemini mi?
Türkiye’de bugün asıl siyasi risk, bir eski bakanın tutuklanması değil; bu tutuklamanın yarın kimlerin kapısını çalacak operasyonlara gerekçe yapılabileceğidir!
Düşünün…
Yarın sabah muhalefet belediyelerine yeni baskınlar düzenlense, siyasetçiler gözaltına alınsa, tutuklama kararları peş peşe gelse…
Ve iktidar çıkıp şöyle dese:
“Biz kendi bakanımızı bile tutukladık! Hâlâ yargının taraflı olduğunu nasıl söylersiniz?”
İşte asıl tehlike, bir dosyanın başka dosyalardaki hukuki itirazları susturmak için kullanılabilmesidir.
Eski Bakan Fatma Betül Sayan Kaya’nın fon soruşturması kapsamında tutuklanması, bu nedenle yalnızca bir ceza soruşturması olarak değil, olası siyasi sonuçları açısından da tartışılıyor.
Elbette ortada ciddi suçlamalar varsa araştırılmalıdır. Siyasi makam, kimseye dokunulmazlık sağlamamalıdır.
Ancak bir kişinin tutuklanması, gelecekteki bütün tutuklamaların hukuka uygun olduğuna dair peşin verilmiş bir teminat değildir!
Burada dikkatle ayrılması gereken iki mesele var.
Birincisi, eski bakan hakkındaki suçlamaların somut delillerle araştırılmasıdır.
İkincisi ise bu soruşturmanın siyasi söylemde nasıl kullanılacağıdır.
Birincisi hukukun konusudur. İkincisi demokratik denetimin.
Adaletin uygulanması başka, adalet görüntüsünün siyasi sermayeye dönüştürülmesi başkadır!
Peki önümüzdeki günlerde ne olacak?
Muhalefet belediyelerine, siyasetçilere veya parti yöneticilerine yönelik yeni soruşturmalar açılırsa aynı delil standartları mı uygulanacak?
Tutuklama gerçekten istisnai bir koruma tedbiri olarak mı kalacak?
Yoksa eski bir bakana ilişkin karar, başka dosyalardaki usulsüzlük iddialarını gölgeleyen siyasi bir kalkana mı dönüşecek?
Bu sorular, yeni bir operasyon dalgasının planlandığını kanıtlamaz.
Ama böyle bir ihtimalin demokratik hukuk devleti açısından neden dikkatle izlenmesi gerektiğini gösterir.
Çünkü bir dosyanın hukuka uygunluğu, başka bir dosyanın hukuka uygunluğunun kefili değildir!
Üstelik yargının tarafsızlığı yalnızca iktidara yakın bir ismin soruşturulmasıyla kanıtlanamaz.
Bunun için savunma hakkının korunması, masumiyet karinesine uyulması, tutuklama gerekçelerinin somutlaştırılması ve aynı ölçütlerin bütün şüphelilere uygulanması gerekir.
Burada CHP’nin ve diğer muhalefet partilerinin de önemli bir sorumluluğu bulunuyor.
Hukukun üstünlüğünü savunmak, yalnızca kendi mensuplarına yönelik soruşturmalara itiraz etmek değildir.
Bugün eski bir bakan için geçerli olan hukuki güvenceler, yarın bir belediye başkanı için de aynı kararlılıkla savunulmalıdır.
Hukuk, siyasi kimliğe göre değişen bir savunma hattı değil; herkes için geçerli ortak güvencedir!
Önümüzdeki günlerde yeni soruşturmalar açılır mı, bu tutuklama siyasi propagandada kullanılır mı, henüz bilmiyoruz.
Fakat şu ilke tartışmaya kapalıdır:
“Kendi bakanımızı bile tutukladık” sözü, hiçbir iktidara sonraki operasyonlar için sınırsız meşruiyet sağlamaz!
Çünkü adalet, bir kez gösterilip ardından her kararın üzerine vurulabilecek bir mühür değildir.
Her dosyada yeniden sınanır.
Her sanık için yeniden sınanır.
Her mahkeme kararında yeniden sınanır.
Ve son söz:
Bugün bir bakanın tutuklanması, yarın bir muhalifin tutuklanmasını kendiliğinden haklı çıkarmaz.
Adaletin terazisi bir kez doğru tarttı diye, sonraki bütün tartımları sorgulamaktan vazgeçemeyiz!
Hakan URUN
6 Kasım 2026





