Dünün muhalifi yarının iktidarı, dünün mağduru yarının muktediridir. Türk siyasi tarihinde bu ironinin en sarsıcı örneği, Adnan Menderes’in hayatında gizlidir.
İtirazdan İktidara Uzanan Yol
Her şey iktidar gücünden değil, iktidar partisinin kendi içindeki itirazdan başladı. 7 Haziran 1945’te Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan’ın CHP Meclis Grubu’na sunduğu Dörtlü Takrir, parti içi demokrasi ve siyasi özgürlük talebinin açık belgesiydi. Önerge reddedildi. Menderes ile Köprülü partiden ihraç edildi; Koraltan da daha sonra ihraç edildi. Bayar ise önce milletvekilliğinden, sonra CHP’den istifa etti. Bu kopuş bir son değil, 7 Ocak 1946’da kurulan Demokrat Parti’nin ve 14 Mayıs 1950’de sandıkla sona eren tek parti döneminin yolunu açtı.
Ne var ki muktedir olmak, muhalefetteyken savunulan ilkelere sadık kalmayı kendiliğinden garanti etmez.
Sertleşen Dil ve Tarihi Diyaloglar
Yıllar geçtikçe iktidar ile muhalefet arasındaki dil sertleşti. 6 Eylül 1958’de Başbakan Menderes, Balıkesir’de muhalefeti hedefe koyarken şu cümleyi kurdu:
“İdam sehpalarında can verenlerden ders alsalar ya…”
İsmet İnönü’nün kısa süre sonraki cevabı soğuk ve netti:
“Sehpalar kurulursa nasıl işleyeceğini kimse bilemez.”
Aynı gerilime dair başka bir diyalog daha aktarılır. Menderes’in “Dilerim Allah’tan bana idam sehpalarını kurdurmasınlar” temennisine İnönü’nün “O sehpalar kurulur ama kimin aleyhinde işleyeceğini şimdiden söylemek erkendir” dediği söylenir.
O gün sıradan bir polemik sanılmıştı. Tarih son sözünü henüz söylememişti.
Polemik Bitti, Sehpa Kuruldu
27 Mayıs 1960 askerî müdahalesinden sonra o sert siyasi dilin gölgesi gerçekliğe dönüştü. 17 Eylül 1961’de Menderes İmralı’daki idam sehpasına yürüdü. Polemik bitti, sehpa kuruldu. Türk siyasetinin hafızasından silinmeyecek acı ironi böylece tamamlandı.
Bugün aynı sahnenin yumuşak kopyası her partide görünür: grup toplantısında yükselen ses, disiplin dosyası, “dersini alsın” edasıyla savrulan cümle, sonra yolların ayrılışı. Mesele yalnızca Menderes’in ne söylediği değildir. Mesele, gücün geçiciliği ve siyasi üslubun bağlayıcılığıdır.
Gücün Geçiciliği ve Siyasi Ahlak
Bugün hiddetle kurulan cümle, yarın başka bir aktörün elinde delil olur. İktidardayken hukuku ve nezaketi esnetenler, rüzgâr dönünce sığınacak bir yer de bulamayabilir.
Demokrasi, iktidar değiştiğinde de aynı ölçüyle konuşabilme ahlakıdır.
Koltuklar gelir geçer. Söz kalır. Siyasetçi unutsa da tarih unutmaz.
A. Doğukan DOĞAN





