İZVERİ

Köşe yazısı

TÜRKİYE İÇİN YENİ BİR EKONOMİK VE TOPLUMSAL YÖNETİM MODELİ

Burada temel mesele, ekonomik büyümenin nasıl sağlanacağı kadar, büyümenin sonuçlarının toplumun farklı kesimleri arasında nasıl paylaşılacağıdır.

Yayınlandı: 6 Kasım 2026 14:43

Paylaş

TÜRKİYE İÇİN YENİ BİR EKONOMİK VE TOPLUMSAL YÖNETİM MODELİ

Burada temel mesele, ekonomik büyümenin nasıl sağlanacağı kadar, büyümenin sonuçlarının toplumun farklı kesimleri arasında nasıl paylaşılacağıdır.

14. Ekonomik programın merkezine üretim ve gelir dağılımı adaleti konulmalıdır.

Türkiye'nin ekonomik sorunlarını yalnızca enflasyon, faiz ve döviz kuru üzerinden değerlendirmek yeterli değildir. Ekonomik istikrar, gelir dağılımı ve üretim yapısıyla birlikte ele alınmalıdır.

Eylül 2026 itibarıyla TÜİK'in açıkladığı yıllık tüketici enflasyonu yüzde 29,73, aylık enflasyon ise yüzde 1,84'tür. Özellikle konut, ulaştırma ve temel tüketim harcamalarındaki fiyat artışları hane bütçeleri bakımından önemini korumaktadır.

CHP’nin iktidar iddiası, mevcut ekonomi yönetimini eleştirmekle sınırlı kalmamalıdır. Türkiye’nin ekonomik sorunlarının nedenlerini ortaya koyan ve bunlara uygulanabilir çözümler üreten bir alternatif yönetim modeli geliştirmelidir.

Bu çerçevede CHP'nin ekonomik programı aşağıda belirtilen (temel) politikalar üzerine kurulmalıdır:

Gelir dağılımı reformu: Ücret, faiz, rant, kâr ve servet gelirlerinin dağılımını düzenli olarak izlemek; vergi sistemini ödeme gücüne göre yeniden yapılandırmak.

Üretim ekonomisi: Sanayi, tarım, teknoloji ve ihracatta yüksek katma değerli üretimi desteklemek.

Kamu bankacılığı: Kamu bankalarını siyasi kaynak dağıtımından uzaklaştırarak üretim ve yatırım finansmanına yönlendirmek.

Sosyal güvenlik: Emeklilik sisteminin mali sürdürülebilirliğiyle emeklilerin insanca yaşam hakkını birlikte gözetmek.

Rekabet politikası: Tekelleşme, haksız rekabet ve kamu kaynaklarının ayrıcalıklı dağıtımıyla mücadele etmek.

Mali disiplin: Kamu harcamalarını şeffaflaştırmak, vergi istisnalarını denetlemek ve bütçe kaynaklarının kullanımında toplumsal faydayı esas almak.

Bu modelin başlangıç noktası, ekonomik büyümenin tek başına toplumsal refah anlamına gelmediğini kabul etmektir. Bir ülkenin millî geliri artarken ücretlilerin, emeklilerin ve küçük üreticilerin bu artıştan yeterince pay alamaması mümkündür. Bu nedenle büyüme oranının yanında, yaratılan gelirin kimler arasında nasıl bölüşüldüğü de izlenmelidir.

TÜİK’in 2025 yılı ulusal hesapları bu açıdan dikkat çekici bir veri sunmaktadır. İşgücü ödemelerinin gayrisafi katma değer içindeki payı 2024 yılında yüzde 36,9 iken 2025 yılında yüzde 36,6’ya gerilemiştir. Net işletme artığı ve karma gelirin payı ise yüzde 43,3’ten yüzde 44,3’e yükselmiştir.

Bu iki gösterge, yaratılan katma değerin ücretler ve işletme gelirleri arasındaki dağılımını değerlendirmek açısından önemlidir. Ancak net işletme artığı ve karma gelir doğrudan yalnızca büyük sermayenin kârı anlamına gelmez; karma gelir içinde serbest çalışanların ve küçük işletmelerin gelirleri de bulunur.

Gelir dağılımındaki eşitsizlik bu tabloyu tamamlamaktadır. 2025 Gelir Dağılımı İstatistikleri’nde en yüksek gelirli yüzde 20’nin toplam gelirden aldığı pay yüzde 48, en düşük gelirli yüzde 20’nin payı yüzde 6,4’tür. P80/P20 oranı 7,5 olarak hesaplanmıştır.

Bu veriler, ekonomik programın yalnızca enflasyonu düşürmeyi değil, gelir dağılımını daha adil hâle getirmeyi de hedeflemesi gerektiğini göstermektedir.

İşgücü piyasasındaki görünüm de benzer bir değerlendirmeyi gerektirmektedir. TÜİK’in 2025 verilerine göre işsizlik oranı yüzde 8,3 olarak açıklanırken istihdam oranı yüzde 49,0, işgücüne katılma oranı yüzde 53,5 olarak gerçekleşmiştir. Kadınların istihdam oranı yüzde 32,1, genç işsizliği yüzde 15,3 ve genç kadın işsizliği yüzde 22,1’dir.

Bu nedenle yalnızca işsizlik oranına bakarak istihdam sorununun çözüldüğü sonucuna varılamaz. İşgücüne katılım, kadın istihdamı, gençlerin iş bulma imkânları ve kayıt dışı çalışma birlikte değerlendirilmelidir.

Vergi sistemi de gelir dağılımı politikalarının ayrılmaz bir parçasıdır. TÜİK’in 2025 Devlet Hesapları verilerine göre üretim ve ithalat üzerindeki vergilerin toplam vergi ve sosyal katkı gelirleri içindeki payı yüzde 44,5’tir. Gelir, servet ve benzeri unsurlar üzerindeki cari vergilerin payı yüzde 28,3, net sosyal katkıların payı yüzde 27,1 olarak gerçekleşmiştir.

Bu sınıflandırma, merkezi yönetim bütçesindeki doğrudan ve dolaylı vergi ayrımından farklıdır; iki veri seti birbirinin yerine kullanılmamalıdır. Ancak vergi yükünün hangi kesimler üzerinde yoğunlaştığının daha ayrıntılı incelenmesi gerektiğini göstermektedir.

Bu verilerden hareketle CHP’nin ekonomi programı aşağıdaki (temel) sorulara cevap vermelidir:

Ücretlilerin ve emeklilerin millî gelirden aldığı pay nasıl artırılacaktır?

Vergi yükü, düşük ve orta gelirli kesimlerin üzerindeki ağırlığı azaltılarak nasıl daha adil dağıtılacaktır?

Türkiye’nin üretim kapasitesi, teknoloji düzeyi ve verimliliği nasıl yükseltilecektir?

Küçük işletmeler, çiftçiler ve sanayi kuruluşları nasıl sürdürülebilir finansmana erişecektir?

Büyüme, istihdam ve gelir artışının toplumun farklı kesimlerine yansıması nasıl güvence altına alınacaktır?

Bu soruların cevapları, birbirinden kopuk vaatler şeklinde değil, birbirini tamamlayan bir ekonomik yönetim modeli olarak hazırlanmalıdır.

Birinci öncelik, emeğin millî gelirden aldığı payı yükseltmek olmalıdır. Bunun için ücret politikası yalnızca asgari ücret artışına indirgenmemeli; toplu pazarlık sisteminin güçlendirilmesi, sendikal örgütlenmenin önündeki engellerin azaltılması, kayıt dışı istihdamla mücadele ve verimlilik artışının ücretlere yansıması sağlanmalıdır. Emekli aylıkları da yalnızca bütçeye yük olarak değil, çalışma hayatında kazanılmış hak ve sosyal devlet sorumluluğu olarak ele alınmalıdır.

İkinci öncelik, vergi sisteminde adalettir. Dolaylı vergilerin tüketim üzerinden alınması, gelir düzeyi düşük olan yurttaşların harcanabilir gelirini daha fazla etkileyebilir. Bu nedenle temel tüketim üzerindeki vergi yükü gözden geçirilmeli; yüksek gelir, servet, rant ve kayıt dışı kazançların vergilendirilmesinde etkinlik artırılmalıdır. Vergi reformu, yalnızca yeni vergi koymak değil, vergi tabanını genişletmek ve vergi adaletini sağlamaktır.

Üçüncü öncelik, üretim yapısının dönüşümüdür. Türkiye’nin sanayi, tarım, teknoloji ve hizmet sektörleri birbirinden bağımsız düşünülmemelidir. Katma değeri yüksek üretim, ara malı bağımlılığının azaltılması, nitelikli işgücü, mesleki eğitim, araştırma-geliştirme ve teknoloji yatırımları birlikte planlanmalıdır. Kamu, özel sektörün yerine geçmek için değil; uzun vadeli yatırımın önünü açmak, rekabeti korumak, stratejik alanlarda planlama yapmak ve bölgesel gelişmişlik farklarını azaltmak için sorumluluk üstlenmelidir.

Dördüncü öncelik, kamu bankaları ve kalkınma finansmanıdır. Kamu bankaları siyasi talimatlarla kredi dağıtan kurumlar olmaktan çıkarılmalı; üretim, ihracat, teknoloji, tarım ve istihdam hedefleri doğrultusunda şeffaf ve ölçülebilir kriterlerle çalışmalıdır. Verilen kredilerin hangi yatırımlara dönüştüğü ve istihdam üzerindeki etkisi düzenli olarak açıklanmalıdır.

Beşinci öncelik, sosyal devletin hak temelli biçimde güçlendirilmesidir. Yoksullukla mücadele yalnızca nakit yardımına dayandırılmamalıdır. Çocukların beslenmesi, nitelikli eğitim, okul öncesi bakım, sosyal konut, yaşlıların ve engellilerin desteklenmesi, kadınların istihdama katılması ve gençlerin meslek edinmesi ekonomik programın asli unsurları olmalıdır. Bu yaklaşımın temelinde, piyasa ekonomisi ile sosyal devletin birbirinin karşıtı olmadığı anlayışı bulunmalıdır.

Rekabetçi ve üretken bir özel sektör, güçlü kamu kurumları, bağımsız denetim, adil vergi sistemi ve sosyal güvence birlikte yürütülebilir. CHP’nin ekonomik programı bu nedenle yalnızca “enflasyonu düşüreceğiz” veya “gelirleri artıracağız” dememelidir.

Hangi gelir grubunun hangi politikadan nasıl etkileneceğini, bunun maliyetini, finansman kaynağını, uygulama takvimini ve başarı ölçütlerini açıklamalıdır.

Özellikle 2005–2026 döneminde Türkiye’de ekonomik büyümenin kimlere ne ölçüde gelir sağladığı, ücretlilerin ve emeklilerin bu büyümeden ne kadar pay aldığı, sermaye ve mülkiyet gelirlerinin nasıl değiştiği ve vergi yükünün hangi kesimlerde yoğunlaştığı ortaya konulmalıdır.

CHP’nin ekonomi programı ancak bu tarihsel bilanço üzerine kurulursa, günübirlik vaatlerden ayrılarak gerçek bir alternatif yönetim programına dönüşebilir.

15. Devletin ekonomideki rolü yeniden tanımlanmalıdır.

Devletin ekonomideki rolü konusunda iki uç yaklaşımın sınırları bulunmaktadır.

Bir tarafta devletin ekonomik faaliyetlerden mümkün olduğunca çekilmesini savunan anlayış, diğer tarafta ekonomik faaliyetlerin büyük ölçüde kamu tarafından yürütülmesini öngören yaklaşım vardır.

Türkiye'nin ihtiyaçları açısından kamu, özel sektör ve kooperatiflerin birbirini tamamladığı bir ekonomik yapı tartışılmalıdır. Devletin temel görevleri:

  • Uzun vadeli kalkınma planları hazırlamak.

  • Stratejik sektörlerde yatırım ve teknoloji kapasitesi oluşturmak.

  • Rekabeti ve piyasa düzenini sağlamak.

  • Eğitim ve araştırma altyapısını güçlendirmek.

  • Bölgesel kalkınma farklarını azaltmak.

  • Özel sektörün üretim yatırımlarını teşvik etmek.

  • Kamu kaynaklarının etkin kullanılmasını sağlamak.

Bu yaklaşımda kamu yatırımlarının siyasi tercihlerle değil, ekonomik ve toplumsal fayda analizleriyle belirlenmesi gerekir.

16. Sosyal devlet anlayışı yardım dağıtımından hak temelli sisteme dönüştürülmelidir.

Sosyal yardım politikası, yoksulluğun sonuçlarını hafifletmek açısından gereklidir. Ancak yoksulluğun kalıcı hâle gelmesini önlemek daha önemlidir.

CHP'nin sosyal devlet yaklaşımı şu alanları kapsamalıdır:

  • Çocuk yoksulluğuyla mücadele.

  • Okullarda ücretsiz ve sağlıklı yemek.

  • Erişilebilir sosyal konut.

  • Kadın istihdamı ve kreş hizmetleri.

  • Gençlerin eğitim ve çalışma hayatına geçişi.

  • Yaşlı bakım hizmetleri.

  • Engellilerin kamusal yaşama katılımı.

  • İşsizler için mesleki eğitim ve istihdam desteği.

Sosyal yardımların siyasi sadakat veya kişisel ilişkilere bağlı olmaması, objektif kriterlerle ve kurumsal güvenceyle yürütülmesi sağlanmalıdır.

17. Eğitim, sanayileşme ve bilim politikası birlikte planlanmalıdır.

Türkiye'nin ekonomik kalkınma hedefleri ile eğitim sistemi arasında güçlü bir bağ kurulmalıdır.

CHP'nin eğitim politikası yalnızca okulların ve üniversitelerin yönetimini değiştirmekle sınırlı kalmamalıdır. Örneğin:

  • Meslek liseleri sanayi bölgeleriyle ortak programlar geliştirmeli.

  • Üniversitelerde araştırma ve teknoloji geliştirme desteklenmeli.

  • Kamu araştırma kurumlarıyla özel sektör arasında iş birliği kurulmalı.

  • Öğretmenlik mesleğinin niteliği yükseltilmeli.

  • Bilimsel düşünce ve laik eğitim güvence altına alınmalı.

  • Gençlerin teknoloji ve girişimcilik alanlarında gelişimi desteklenmeli.

Eğitim reformu, Türkiye'nin önümüzdeki 20-30 yıllık ekonomik ve toplumsal geleceği açısından değerlendirilmelidir.

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

7 dk