İZVERİ

Köşe yazısı

TÜRKİYE İLE OECD ARASINDA GIDA ENFLASYONU MAKASI

Dikkat çekici olan ise Türkiye ile OECD ülkeleri arasındaki fark.

Yayınlandı: 23 Eylül 2026 13:20

Güncellendi: 7 Ekim 2026 22:53

Paylaş

TÜRKİYE İLE OECD ARASINDA GIDA ENFLASYONU MAKASI

Türkiye'de genel enflasyon son dönemde gerileme eğilimine girse de gıda fiyatlarındaki artış hâlâ

önemli bir sorun olmaya devam ediyor. Asıl dikkat çekici olan ise Türkiye ile OECD ülkeleri

arasındaki fark.

2022'de Türkiye'de gıda enflasyonu yüzde 80'lere ulaşırken OECD ortalaması yüzde 13,5 düzeyindeydi.

Sonraki yıllarda Türkiye'de belirgin bir gerileme yaşandı.

Ancak OECD ülkelerinde gıda enflasyonu yüzde 3'ler seviyesine inerken Türkiye'de 2026 itibarıyla hâlâ yüzde 33,8 civarında.

Gıda enflasyonunda makas kapanmadı

Grafiğin söylediği aslında çok açık:

Türkiye'de gıda enflasyonu düşüyor, fakatOECDile arasındaki büyük fark

kapanmıyor.

Bu durum, Türkiye'deki gıda fiyat artışlarının yalnızca dünyadaki gelişmelerle açıklanamayacağını gösteriyor.

FAO verilerine göre dünya gıda

fiyatları Ağustos 2026'da yıllık

bazda yüzde 2,5 arttı.

Türkiye'de ise gıda ve alkolsüz içecekler

grubundaki yıllık artış yüzde 33,79 oldu. Yani küresel gıda fiyatlarındaki hareket ile Türkiye'deki tüketici fiyatları arasında ciddi bir ayrışma bulunuyor.

Bu sorunun önemli bir bölümü üretim maliyetlerinde yatıyor.

Tarımda girdi fiyatları Mayıs 2026'da yıllık yüzde 37 arttı. Gübre fiyatlarındaki artış yüzde 63,56'ya, mazottaki artış ise yüzde 34,24'e ulaştı. Türk lirasındaki değer kaybı da ithal girdiler üzerinden üretim maliyetlerini artıran unsurlardan biri oldu.

Dolayısıyla market rafındaki fiyatı yalnızca markette aramak doğru değil.

Fiyatın arkasında tarla var, gübre var, mazot var, enerji var, sulama var, nakliye var, depolama var.

Üreticiden tüketiciye uzanan zincirin her halkasındaki maliyet, sonunda sofraya yansıyor.

Burada kritik nokta ortaya çıkıyor.

Gıda enflasyonu yalnızca faiz ve para politikasıyla çözülebilecek bir sorun değil. Üretimin maliyetini

düşürmeden, tarımsal verimliliği artırmadan, sulama ve depolama altyapısını geliştirmeden ve

üreticinin pazarlık gücünü artırmadan kalıcı sonuç almak kolay değil.Türkiye'de 2026 yılında doğrudan tarımsal destekleme programlarına yaklaşık 198 milyar lira (168 milyar TL ana bütçe + 30 milyar TL ilave destek) ayrılması önemli bir kaynak aktarımı.

Ancak gübre ve mazot gibi temel girdilerdeki yüksek maliyet artışları, desteğin miktarı kadar üretici açısından

gerçek satın alma gücünün de önemli olduğunu gösteriyor.

Bu nedenle çözüm; daha güçlü üretici örgütlenmesi, daha düşük girdi maliyetleri, daha verimli tarım, daha iyi sulama ve depolama altyapısı ve üreticiden tüketiciye daha etkin bir pazarlama zincirinden geçiyor.

Çünkü Türkiye'nin gıda meselesi sadece "fiyatlar neden artıyor?" sorusundan ibaret değil.

Asıl soru şu:

Neden dünyada gıda enflasyonu yüzde 3'ler seviyesine inerken Türkiye'de yüzde 30'ların üzerinde kalıyor?

Cevap, tarlada, üretim maliyetlerinde ve gıdanın tarladan sofraya uzanan zincirinde.

Yorumunuzu Yazın

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok.

Yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan İZVERİ sorumlu değildir. Hukuka aykırı, nefret içeren veya hakaret barındıran yorumlar kaldırılabilir.

2 dk